• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083

    Düdüklü Tencere ve “Yalnız Kurt”

    31.10.2015 10:38
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     

    Tek başına hareket ederek “kanlı eylem” gerçekleştirenler için kullanılan bir terimdir; “Yalnız Kurt

    Ve bu tehlikeye bir kez daha dikkat çekerek hala bir bilinmeyen özelliğini taşıyan “terör” olgusunun derin sularına, becerile bilindiği ölçüde daha bir derinlemesine dalmak gerekir. Başka türlüsü olmuyor ve toplumun önemli bir kesiminin bilinçaltı dünyasına lehimlenen, “meçhul” ve “bilinmeyen” zannedilen tortuları söküp atmak ve su yüzüne çıkarmak pek olası görülmüyor.

    ***

    Batılı diplomat, siyasetçi ya da stratejistler, genellikle mekânların bodrum katlarında, interneti kullanarak radikalleşen bu tür eylemcilerin durdurulmasının çok zor olduğuna vurgu yapıyorlar.

    Ancak gerçekler başka yerlerde gizli ve bu ifadeleriyle kurnazca hedef saptırmak, yani kendilerinin marifetleriyle ilgili gerçekleri kendi mecrasından kaydırmak suretiyle oluşturulan “algı yanılmaları” içeren ve inandırıcı gibi gözüken ifadelerine kanmamak ve dikkatlice izlemek gerekir.

    Özellikle Işid için; "IŞİD propagandası, ekstra kaygılara neden oluyor, çünkü onlar mesajlarını internete koymada çok iyiler ve destekçilerinin nerede bulunurlarsa orada saldırılar yapmasını istiyorlar. Bunun içindir ki, Müslüman toplumların izlenmesinin şart olduğunu ve bu takibin giderek daha fazla yapılması gerekmektedir” denilmekte, ancak bu izleme ve takibin nasıl yapıldığını son günlerde yapılan operasyonlar göstermiştir; kandil ve benzer üslerde yuvalanan terör örgütlerine her türlü destek için gönderdikleri ajan, ya da gizli örgüt üyeleriyle.

    ***

    Algı yanılmaları içeren bu stratejilerin şifreleri çözülemedikçe, terör olgusunun da hangi amaçla kullanıldığını ve hedefinin hangi sonuçları doğuracağını kavramak olanaksızdır. Özellikle de Işid terör örgütü ile Türk Hükümetinin, aslında olmayan ancak var olduğu gibi gösterilen ilişkinin yüzeysel ve rutin, yani aklı ölçü almayan içi boş mülahazalarla izah etmeye kalkmak, kotarılmak istenen stratejilere hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

    ***

    Akıllı Güç” sadece başarılı bir diplomasi olmayıp, “Sert/Askeri Gücü” ile caydırıcılığı da içermektedir. Yani, diplomasi ve askeri güç kullanımını içeren farklı “akıllı opsiyonlar” yaratarak/kullanarak ancak bu şekilde bölgesinde ve dünyada etkin ve saygın bir konum elde edilebilir. Bu bilinçle yola çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2008 yılı itibarıyla, ayaklarından sadece biriyle ancak yere sağlam basabildikten sonra akıllı ve büyük ölçüde caydırıcı özelliklere sahip “sert/askeri” bir güç ve bunu tamamlayan ve ilk kez “milli” olan bir istihbarat örgütü oluşturdu, bu günlere gelene dek.

    İki ayağınla yere sağlam basmak, hiç kuşku yok ki başka türlü mümkün olmuyor.

    ***

    Doğrudur, sorun öncelikle Müslümanlar arasındaki baskı, rekabet ve güç mücadelesinden beslenmektedir. Ancak, “bu bizim savaşımız değildir”, ya da “Bu durum, Müslümanların -sebep olduğu-dünya savaşıdır” demek, başta ABD olmak üzere batının insanlık nezdindeki sorumluluğunu unutturmayacaktır. Çünkü doğası gereği, doğal mecrasında kuralınca işlemesi gereken söz konusu parametreler, yani baskı, rekabet ya da güç mücadelesi şirazesinden çıkartılıp, etnik-kimlik, dinsel-mezhepsel fay hatlarını kurcalamak ve araya nifak tohumları ekmek suretiyle, bu doğal mecrayı kaotik ortamlara çevirerek zengin topraklara sahip fakir ulusların dünyevi nimetlerini -nerdeyse bedavaya- devşiren de batıdır.

    ***

    İşte bu oburluk, eninde sonunda sahibini sıkıntıya sokacak, bu sorumluluğun yerine getirilmemesini gören, hatta bu kurgunun bilincine varan ve geçmişin günahlarını hatırlayan zihinlerde batı karşıtlığı yükselecektir. Sadece bununla da yetinilmeyecektir; Işid ve El-Kaide gibi örgütlerin uzantıları olan “yalnız kurtlar”, sadece Türkiye’nin değil, küresel güvenliğe de meydan okumaya devam edeceklerdir.

    Ancak bunun böyle olacağını bizlerden önce fark eden de batı oldu ve kendine dönük doğrultula bilinecek namluları da, El-Kaide, Işid gibi örgütlerle ve bu örgütlerin “sarhoş mayınlar” diye tabir edilecek “yalnız kurt” eylemleriyle yine bizlere yöneltilmektedir.

    ***

    Kanada’nın başkenti Ottowa’da, İslam’ı kabul etmiş gibi gösterilen bir kişinin, Kanadalı silahsız bir askeri öldürmesinin ardından yaşanan kriz, yine radikalleşmiş bir Müslümanın görüntüsünde meçhul bir kişi, New York’ta, baltayla, iki polis memuruna saldırması, batılı başkentlerini ve güvenlik uzmanlarını “düşük teknoloji” kullanılan anlık saldırılar konusunda alarma geçirdi.

    Profesyonel yöntemlerle yetiştirilen ve İslamcı radikaller diye pazara sürülen kişilerle gerçekleştirilen “yalnız kurt” saldırıları yeni bir olay değil. 2009 yılında Amerikalı Ordu psikoloğu Nidal Malik Hasan, Texas’taki Fort Hood Üssü’nde 13 askeri öldürmüştü. 2013’te de iki Çeçen kardeş Boston Maratonu’na, evde “düdüklü tencere”den ürettikleri bombalarla saldırmıştı.

    Bu saldırganlar herhangi bir üst yönetime bağlı olmadıkları için istihbarat kurumları tarafından izlenmesi oldukça güç.

    ***

    Öte yandan sofistike/karmaşık/yanıltıcı sosyal medya kampanyaları yalnız kurt saldırılarını teşvik ediyor. Glasgow’da yaşayan ve Suriye’de savaşan bir cihatçıyla evli olan Aksa Mahmut; “eğer savaş meydanına gidemiyorsanız, savaş meydanını kendinize getirin” diye bir tweetle sosyal medyada yer aldı.

    Bakınız olay nasıl kurgulanıyor ve Işid kullanılıyor;

    Işid’in propaganda sorumlusu Ebu Muhammed El Adnani, internete konan 42 dakikalık konuşmasında tüm Müslümanları savaşa çağırdı; “Her neredeyseniz bu savaşı kaçırmayın. Kâfir bir Amerikalı ya da Avrupalıyı ve özellikle bir pis Fransız’ı ya da bir Avustralyalı, ya da Kanadalıyı, ya da IŞİD’e karşı koalisyona katılan herhangi bir kâfiri öldürebilirseniz. Allah’a güvenin ve onu öldürebildiğiniz biçimde öldürün. Kimseye danışmayın, kararı onlara bırakmayın. Sivil ya da asker, her kim ve nasıl ise o kâfiri öldürün” diye konuştu.

    İslamcı Parti diye öngördükleri Ak Parti Hükümetini, bu tür örgütsel mesajlarla özdeşleştirip, optik bir kaydırmayla, Işid’le bağlantı varsayımını veyahut kurgusunu, bu mesajları hazır halde bekleyen ve zihinsel geviş getiren “yan bilinç” taşıyıcılarına servis ediliyor.

    ***

    Yalnız Kurt” saldırıları çok sayıda kişiyi öldürmesinin yanı sıra, istihbarat uzmanları bunların önemli bir propaganda etkisi yaptığını da ekliyor. İngiliz tehdit uzmanı Will Geddes, aşırılık yanlılarının uygulamak istediği şiddet seviyesinin, bir kişinin kafasını kesmek isteğinin ve bunu yaparken telefonlarını çıkarıp olayı kaydetmelerinin böyle bir saldırının çok büyük etkiye sahip olacağı anlamına geldiğini belirtiyor.

    ***

    Örneğin; Ankara Gar Eyleminin IŞİD tarafından planlandığını gösterir somut bulgular henüz mevcut değil, ancak böylesi bir şiddet eyleminin arkasında IŞİD’in olduğu varsayımını masaya yatırırsak karşımıza birkaç motivasyon çıkıyor. Bunların ilki örgütün insan kaynağındaki azalmanın yol açtığı tali taktikler; yani toplumsal olaylar yaratarak kutuplaştırmayı artırmak ve dolaylı yoldan IŞİD’in örgütlülüğünü yükseltmek ve devamını sağlamak olduğunu kolayca anlaşılır.

    ***

    Bu konuda en bilinen örnek, Paris’te Fransız Charlie Hebdo’ya yapılan saldırıdır. Söylemsel olarak saldırının hedefinde, Hz.Muhammed karikatürlerinin dergide yayımlanması gösterilebilir ancak radikal şekilleriyle kurgulanan örgütlerin uzun dönemli hedeflerine bakıldığında, sıradan eylemler yerine uzun vadede köklü toplumsal etkileri olan eylemlerin seçildiği pekâlâ görülebilir.

    Fransa’daki eyleme de bu şekilde bakıldığı vakit, Fransa’da hâlihazırda yoksul sınıfların en önemli unsurlarından olan Sünni Müslümanların, saldırının ardından uğradığı ikinci kutuplaştırma dalgasının bu kitleleri daha da radikalleştirip politize edebileceği, dolayısıyla radikal İslamcıların gerçekleştirdiği eylemlerin yine radikal İslamcı örgütlere katılımları artırabileceği hesabı yapılıyor.

    Charlie Hebdo saldırısının sonuçları henüz berrak bir şekilde ortada değil. Ancak Ankara Gar İstasyonu ve Suruç saldırısı da benzer bir değerlendirmeye tabii tutulabilir. Kontrollü bir kutuplaştırmaya yol açacak bu eylemlerin, kısa vadede IŞİD’e katılımlarda bir yükselmeye yol açacağı, elbette ki uzun vadede de örgütün sempatizan sayısını yükselteceği planlanmıştır.

    ***

    Önemli bir etken de, terörü besleyen “psko-sosyolojik damarlar” diye isimlendirebileceğimiz ve profesyonelce seçilen bölgeleri görememek.

    El Kaide politikaları doğrultusunda başlatılan yerel Selefi örgütlenmeleri, biat değiştirerek IŞİD’e tabii olmuş durumda. Bu örgütlenme noktaları pek çok farklı toplumsal-sosyolojik gerçekliği aynı anda içinde barındırıyor; emek örgütlerinin giremediği ve kanser ile pek çok meslek hastalıklarının kol gezdiği Dilovası’nda, İstanbul ve Ankara’nın en dez-avantajlı toplumsal kesimlerine ev sahipliği yapan, kentsel dönüşüm ve diğer dışsal etkilerle savaşan mahallelerde veya göç ettikleri yerlerde etnik kimliklerini kaybetme noktasına gelen Kürt yerleşim bölgelerinde IŞİD örgütlenmeleri sürüyor.

    Bu noktalara muhafazakâr yaşam biçimlerinin radikalleşmesinin nispeten kolay olduğu Konya, Adıyaman, Bingöl gibi bölgeler de ekleniyor.

    HDP Diyarbakır mitingine yapılan saldırıdan daha şiddetli bir eylemin doğrudan Kürtleri hedef alması, Kürt toplumuyla yerel Selefi yapılanmalar arasındaki büyük gerginliği iç savaş adacıklarına çevirmesi oldukça yüksek bir ihtimal. Dolayısıyla, gerek Suruç’ta, gerekse de Ankara’da yapılan saldırıların planlanmış bir eylem olduğuna göre, eylemin sosyalist bir oluşuma, yani seküler bir güce yönelmesi hem kutuplaştırıcı yönüyle hem de Kürtlerle Selefi örgütlenmeleri arasındaki güvenlik bandını tam manasıyla yok etmemesi hasebiyle tercih edilmiş gözüküyor.

    ***

    Öte yandan hükümetin bu veya benzer başka olaylarda payını sorgulamak elbette şart; ama bundan daha önemli olan gerçeğin ne olduğudur. Siyasi sorumluluk, gerçek bilgilere, hakikate göre paylaştırılır; gerçekleri görmezden gelerek kafamıza göre kimseye sorumluluk yükleyemeyiz. Bu tür olaylarda partiler, siyasi bir tutum alabilir. 6-7 Ekim olaylarının yıprattığı HDP'nin, Ankara'daki olayı fırsat bilerek kendini mağdur göstermeye çalışması, hükümete sorumluluk yüklemesi o kadar da anlaşılmaz bir strateji değil. Bu mağduriyetle pekâlâ 6-7 Ekim olaylarının getirdiği eleştirilerden bir nebze de olsa kendilerini korumaya çalışıyor olabileceklerinin hesabı yapılmalıdır.

    Ancak sorun, bu siyasi tutumun ayarını kaçıran ve her yönleriyle sırıtan HDP'lilerin, derin bir elin çözüm sürecine yönelik müdahalesini tümden görmezden gelmeleri, ya da öyle gözükmeleri.

    ***

    Hrant Dink suikastı "yalnız kurt" hikâyesi değildi. Malatya Zirve Yayınevi katliamı yabancı düşmanı öfkeli gençlerin eylemi değildi. Eskiye dönük çokça örnekler verilebilir. Bu olaylar, derin bir elin topluma ve siyasete yönelik müdahalesi sonucunda gelişti.

    HDP'ye yönelik saldırılar da benzer bir algı mühendisliği özelliği taşıyor. Saldırganlar neredeyse aynı özelliklere sahip, aynı grubun içinden geliyorlar. Bu kapıyı hiç aralamaksızın, bu derin bağlantılar üzerine hiç kafa yormadan, araştırmadan, soruşturmadan bu tür provokatif girişimleri doğrudan hükümete bağlamak hedef şaşırtmaktan başka ne olabilir ki? 

    ***

    Sahi, Türkiye'nin barışına, çözümüne, kardeşliğine kast eden derin bir el yok mu?

    Bu olaylar hep hükümetin işi mi?

    Yıllardır anlatılan bu "yalnız kurt" hikâyeleri hangi işlevi görüyor dersiniz?

    Sakın siyasete ve topluma müdahale eden “karanlık eli” gizliyor olmasın?

    .

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim