• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    Deprem Riski Türkiye'nin En Büyük Sorunu!

    Deprem Riski Türkiye'nin En Büyük Sorunu!
    17.08.2015 14:22
    İnşaat Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin yıldönümü sebebiyle bir basın açıklaması yayınladı.

    İnşaat Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi  17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin yıldönümü sebebiyle bir basın açıklaması yayınlayarak depremin hala daha Türkiye için büyük risk oluşturduğunu duyurdu. Başkan Mustafa Yaylalı imzalı açıklama metninde toplumun hala daha deprem konusuna duyarsız olduğu vurgulanırken iktidarın da gerekli adımları atmadığı vurdulandı.

    Yapılan açıklama şu şekilde:

    "İnşaat Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi olarak, 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde, deprem riskinin ülkemizin hâlâ en büyük sorunlarından biri olduğunu hatırlatmayı toplumsal bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü deprem önlemlerini almakta, toplumu depreme karşı bilinçlendirmekte, yapı üretim sürecini ve yapılaşmayı deprem tehlikesini gözeterek düzenlemekte, ilgili mevzuatı deprem gerçeğine göre yeniden ele almakta hem toplumsal duyarlılığın hem de iktidarın yaklaşımını yetersiz buluyor, toplumun güvenle geleceğe hazırlanmadığını düşünüyoruz.

    17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 16 yıl geçti. 16 yıl önce bugün, merkez üssü Gölcük olan ve beraberinde tüm Marmara bölgesini etkileyen 7,4 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Binlerce insan yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı, ülke ekonomisi kısa zamanda telafi edilmesi mümkün olmayacak derecede etkilendi. Bilançonun yol açtığı acı, depremin toplumsal sarsıntı haline gelmesine neden olmakla kalmadı, başta yapı üretim süreci, mevcut yapılar, kentleşme politikası, afet sonrası önlemler, mevzuat olmak üzere yetersizliğimizi, hatalarımızı gün yüzüne çıkardı. Görmezden gelinen, yok sayılan sorunlar dramatik bir olayla varlığını hissettirdi. Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinin yok sayılmasının bedeli kelimenin gerçek anlamıyla çok ağır oldu.

    Deprem sonrası süreç, bütün bir ülkenin depreme göre yeniden düzenlenmesi çerçevesinde toplumsal uzlaşmanın oluşmasına tanıklık etti. Uzlaşma, "artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” temennisinde ifadesini buldu. Ancak 12 yıl sonra meydana gelen Van depremi, ne yazık ki, aradan geçen onca zamana, atılan ciddi adımlara ve yasal düzenlemelere rağmen, "bir arpa boyu mesafe alınamadığını" gösterdi. Kaçak yapılaşmanın, sağlıksız kentleşmenin, mühendislik hizmeti almadan yapı üretiminin, yapı denetim sisteminin taşıdığı eksiklik ve zaafların varlığını sürdürdüğü, sadece depreme değil her türlü doğal afete karşı korumasız olunduğu, mevcut olumsuzlukların doğa olaylarını doğal afete dönüştürdüğü, doğal afetlerin geleceğe dönük kaygıları çoğalttığını açığa çıkardı.

    Deprem gerçeği ve Türkiye

    Ülkemiz bir deprem ülkesidir. Topraklarının ve nüfusunun büyük bir bölümü deprem tehlikesi altındadır. Ülkemizde 1900’lü yılların başından günümüze otuza yakın büyük ölçekli deprem meydana gelmiş ve resmi kayıtlara göre 100 bin civarında insan hayatını kaybetmiştir.

    Türkiye, önemli deprem kuşakları üzerinde bulunmaktadır. Ülke topraklarının yüzde 66’sı 1. ve 2. derecede deprem bölgesinde yer almakta, nüfusu bir milyonun üzerindeki 11 büyük kent, ülke nüfusunun ise yüzde 70’i ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75’i deprem tehlikesi altındadır.

    Mevcut yapı stokuna bakıldığında da durumun iç açıcı olmadığı görülecektir. TÜİK verilerine göre ülkemizde 20 milyon civarında yapı bulunmaktadır. Bu yapıların yüzde 60’ının 20 yaş ve üzerinde bulunduğu, önemli oranda ruhsatsız ve niteliksiz olduğu, mühendislik hizmeti almadan veya kısmen alarak ve yapı denetimi olmadan üretildiği, pek çoğunun güçlendirilmesi gerektiği, yine kayda değer ölçüde yapının yıkılarak yeniden yapılmasının zorunluluk olduğu hem bizler hem de iktidar tarafından bilinmektedir.

    Mevcut yapı stokuna ilişkin verilerin tahminlere dayandığı vurgulanmalıdır. Çünkü ülkemizin ayrıntılı yapı envanteri henüz tamamlanmamıştır. Dolayısıyla mevcut bilgiler güncellenememekte ve merkezi düzeyde kamuoyuyla paylaşılmamakta, güçlendirme çalışmalarının hangi düzeyde olduğu, kaç binanın yıkılıp yeniden yapılması gerektiği, okullar, yurtlar, hastaneler başta olmak üzere kamu binalarının mevcut durumu bilinmemektedir. Marmara ve Van depremlerinde sınavı geçemeyen yapı stokumuzun, bir bütün olarak olası depremde ne tür tepki vereceği ise adeta bilinmeze terk edilmiş ve yine tahminlerle hareket edilmektedir.

    Meslek Odaları devre dışı bırakıldı

    Odamız ve şubemiz yıllardan bu yana, deprem tehlikesi ve deprem önlemleriyle ilgili; mevzuattan yapı üretim sürecine kadar geniş bir yelpazede görüş ve önerilerini defalarca kamuoyuyla ve ilgililerle paylaşmış, raporlar hazırlamış, ilgili bakanlıkların düzenlediği bilimsel içerikli etkinliklere katılarak değerlendirmelerde bulunmuş, toplum yararına gördüğü her türlü girişime destek verip katkı sağlamış, kendi olanakları çerçevesinde deprem ve ilgili konular bağlamında çok sayıda bilimsel – mesleki etkinlikler, meslek içi eğitimler düzenlemiş, depremin unutulmaması ve duyarlılığın artırılması amacıyla birçok etkinlik organize etmiştir.

    Ancak son birkaç yıldır iktidar, mevzuatta kabul edilemez köklü değişiklilere imza atmış, meslek odalarının, üyelerini denetlemesini, sicillerini tutmasını, mesleki faaliyetlerini kayıt altına almasını engellemiş, "imzacılıkla" ve “sahte mühendislerle mücadeleyi” zayıflatmış ve hatta önünü açmış, gelir kaynaklarını önemli ölçüde kısmıştır. Değişikliklerin Meslek Odalarını güçsüzleştirecek ve Oda – üye ilişkisinin zayıflayacak içeriğe sahip olmasının oluşturacağı engel bir yana, mevzuatın yapı üretim sürecini denetimsizliğe mahkûm edecek hükümler içermesinin ve iktidarın Meslek Odalarını devre dışı bırakmasının topluma pahalıya mâl olacağı açıktır.

    Şu nokta özellikle vurgulanmalıdır. İnşaat mühendisliği her zeminde ve her şart altında güvenli ve sağlıklı yapılaşmanın mümkün olduğunu kanıtlayan bir bilim dalıdır. Odamız ve şubemiz de, doğrudan insan hayatıyla ilgili üretimde bulunan meslek mensuplarının tek ve merkezi örgütü olarak, inşaat mühendisliği hizmeti almadan yapı üretilmesine karşı çıkmakta, nitelikli olmayan projelere izin vermemektedir. Mühendislik mesleğini önemsizleştirme ve meslek odalarını güçsüzleştirme girişimlerinin yapı üretim sisteminde zaafa yol açma dışında başka bir sonucu olmayacaktır.

    Anlaşılan o ki iktidar, ülkenin deprem gerçeğinin farkında olsa da meslek odalarının bu gerçeklik karşısında üstlendiği görevlerin farkında değildir.

    Türkiye depreme hazır mı?

    Bu soruya ne yazık ki olumlu yanıt veremiyoruz. Ne deprem önlemleri ne de afet sonrası hazırlıklar sorunları çözecek, riskleri karşılayacak durumda değildir.

    Konunun birinci derecede muhatabı olan bir mesleğin mensupları olarak, depremlerin yıl dönümlerinde sorunları yeniden sıralamanın, çözümü bir kez daha tartışmaya açmanın haldeki durumumuzu özetlediğinin farkındayız. Ne sorunlar değişiyor ne de güvenli yaşam kuracak adımlar atılıyor.

    Endişeliyiz. Yapı üretim sürecinin endişelerimizi giderecek şekilde sağlıklı işlemediğinin farkındayız. Lakin endişemiz bu kadarla sınırlı değildir. En azından meslek odalarının, üniversitelerin, bilim çevrelerinin kamu yönetimi tarafından oluşturulacak ortak bir zeminde bir araya gelerek başlatacağı sürecin sekteye uğratıldığını görmek, endişelerimizi artırıyor. Mevcut yapı stoku biz inşaat mühendislerini endişelendiriyor.

    Biz inşaat mühendisleri geleceğe endişeyle değil, güvenle bakmak istiyor ve bu istediğimizin her daim arkasında olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

    Çünkü toplumsal duyarlılığımız, yaşamın kutsallığına olan inancımız, bilimsel, mesleki gerçeklikler bunu gerektiriyor.

    Çünkü depreme karşı alınmamış önlemler ülkemizin hâlâ en büyük sorunlarından biridir.

    Ülkemizin ekonomik – sosyal – siyasal açıdan yoğun olan bu döneminde deprem tehlikesine dikkat çekmenin, deprem duyarlılığını artırmaya gayret etmenin toplumsal ve insani bir sorumluluk olduğunu biliyor ve bu sorumluluğu taşımaya kararlı olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.

    Bu çerçevede 17 Ağustos’un yıldönümünde kaybettiğimiz canlara rahmet, her depremde aynı acıyı bir kez daha yürekten hissettiklerine inandığımız ailelerine sabır, doğa olaylarının eksik ve kusurlar nedeni ile bir daha doğal afete dönüşmemesini diliyoruz. Tüm halkımızı 17 – 18 – 19 Ağustos 2015 tarihlerinde Trabzon Atatürk Alanında düzenleyeceğimiz “Depreme Duyarlılık Sergisi”ne bekliyoruz."

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Modifiye Tutkunlarının Ceza Protestosu23 Temmuz 2017 Pazar 14:56
  • Trabzon TÜRK-İŞ'ten İsrail Kınaması23 Temmuz 2017 Pazar 14:50
  • Trabzon'da 25 TL Çaldı 8 Yıl Ceza Yedi23 Temmuz 2017 Pazar 12:03
  • Cezayı Bize Kesiyorlar!23 Temmuz 2017 Pazar 11:58
  • İsrail'in Zulmünü Tüm Dünya Görmelidir23 Temmuz 2017 Pazar 10:15
  • Trabzon'da Hava Nasıl Olacak23 Temmuz 2017 Pazar 09:48
  • Trabzon'da Yerel Gazeteler Bugün Ne Yazdı23 Temmuz 2017 Pazar 09:37
  • Kadiralak Yaylası Yoluna Kavuşuyor22 Temmuz 2017 Cumartesi 22:03
  • Sel Mağdurlarına KOSGEB’den ‘Acil Destek’22 Temmuz 2017 Cumartesi 22:02
  • Trabzon İl Jandarma Komutanı değişti22 Temmuz 2017 Cumartesi 15:31
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim