• BIST 108.398
  • Altın 143,161
  • Dolar 3,5264
  • Euro 4,1267

    'Casuslar Köprüsü'

    11.12.2015 11:40
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Epey uzun zaman oldu sinemaya gitmediğim.

    80’li yıllardı galiba, en son sinemaya gidişim, bu günkü Royal Sinemaları yerinde, o günkü adıyla Konak Sineması’nda izlemiştim, bu güne kadar çekilen “Çanakkale Geçilmez” filmlerinin en başarılı başyapıtı olarak gördüğüm ve unutamadığım “Gallipoli-Gelibolu” adlı filmi.

    Sinema tekniği yönüyle evrensel ölçekte hazırlanan ve yerli filmlere oranla çok daha kalite standartları yüksek sadece yabancı filmler oynatırdı.

    Öğrencilik yıllarımızda hemen hemen her hafta sonu, kravatlı takım elbiselerimizi giyer, birkaç gün önce aldığımız biletle Konak Sineması’na giderdik. Çünkü saatinde yer bulma olasılığı pek olmazdı.

    Ve o dönem eğlencemiz de oydu, dinlencemiz de.

    ***

    Yeşilçam” ise o dönemlerde lanetli yıllarını yaşıyordu. Arka arkaya çekilen erotik filmler furyası, 60’lı yılların, örneğin uluslararası ödüllü “Susuz Yaz” gibi yapıtlarla emekleyen Yeşilçam’ı, sanatsal anlamda ucuzlatan ve basitleştiren bir ahlaksızlığın kurbanı yaptı.

    Filmlerin kötü oluşu kadar, filmlere verilen garip isimlerle de hatırlanıyor o yıllar;

    Parçala Beni Behçet”, ya da; “Kokla Beni Melahat” gibi…

    ***

    Vesile oldu, Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi sevgili dostum Turan Terzi’nin tavsiyesi üzerine, bu hafta “Casuslar Köprüsü” filmini izledim, yine başka bir dostla, Bekir Korkmaz arkadaşımla birlikte Royal’de…

    Gişe önündeki oldukça kalabalık seyirci kuyruğuna girdik, kendi mantığımla pay biçerek; “Eh! Kaliteli bir yabancı filmi seyretmek için kuyruğa girme evresini yeniden yaşıyoruz, şükür!” gibi değer yargılarımla ilerlerken sıra bana geldi. Gişe görevlisine;

    Casuslar Köprüsü’ne iki bilet lütfen! Rice etsem, arka sıralardan olsun” demem üzerine, gişe görevlisi;

    İşte size arka sıralardan iki koltuk” diye önündeki bilgisayar ekranını görebileceğim kadarıyla bana doğru çevirdi.

    Ekranda sadece iki yer işaretlenmişti.

    Hemen öne atıldım; “Beyefendi, film başlamak üzere, iki kişiyle filmi oynatırlar mı?”

    Siz hiç merak etmeyin, salona buyurun lütfen!” diye yanıt verdi gişe görevlisi.

    ***

    Salonda yerlerimizi aldık. Beyaz perdede reklam faslı bitti ve film başladı. O an, filmin yarısındaki molada tanıştığımız iki genç de önümüzdeki koltuklara oturdu. Kısa bir süre sonra gelip daha ön sıralarda oturan bir kişi daha. Hepsi bu kadar!

    Yani efendim, filmi beş kişi izledik.

    O an anladım ki, gişe önündeki yığılma, diğer salonlarda oynatılan ve afişlerinden de anlaşılacağı üzere komedi ağırlıklı yerli filmleri izleyecek olanlara aitti.

    ***

    İyi de, Casuslar Köprüsü’ne tercih edilen yerli filmler, nükte ya da komedi sanatını seyirci kitlesine başarılı bir kotarımla ne derece yansıtabilmekte acaba?

    Bunun cevabı hiç şüphesiz ki, evrensel piyasalarda mevcut. Hiçbir komedi filmimiz yoktur ki, uluslararası piyasalarda bir başarıya imza atsın ya da bir ödül alabilsin.

    ***

    Başyapıtlar üretmeyle ünlenen usta yönetmen Steven Spielberg’in Casuslar Köprüsü’nde, başrolü üstlenen başarılı oyuncu Tom Hanks’in, soğuk bir kış günü kar serpintileri altında, Doğu Almanya’da, casusların karşılıklı olarak takas edilmesi ile ilgili SSCB Büyükelçisiyle görüşmeye giderken, Berlin Duvarı’nın hemen dibinde hırsızlar tarafından tehdit edilerek sırtındaki paltosu alınır. Neticede soğuk algınlığından nezle olur. O haliyle büyükelçiyle müzakereleri esnasında elindeki mendille akan burnunu çekerek, iki süper gücün soğuk savaşını, sıcak bir çatışmaya dönüşmemesi için ustaca yapmış olduğu diplomasi manevralar arasına yine ustaca sokuşturduğu nükteler, neden “Recep İvedik” ya da “Moskova’nın şifresi Temel” benzeri üfürüklere tercih edilir?

    Komedi sanatı bu kadar basit olsaydı, dünya bir anda kahkahalara boğulurdu.

    ***

    Sorunun cevabı, derinlemesine “psiko-sosyolojik” bir analiz ister.

    Ancak, konu, sorumluluk duygusundan yoksunluk ve sağduyuya yabancılıkla doğrudan ilişkili.

    Özellikle 80’sonrası kuşağın temel kişilik yapılarında, kendine güven ve sevgi eksikliği, korku, endişe, öfke ve hüzün gibi duygu birikimlerinin oluşturduğu zihinsel hasar, bilinç zemininde sorumluluk duygusundan yoksunluk ve sağduyu yabancılaşması şeklinde biçimlenir. Ve akabinde bu biçimlenme, sanatsal içerikten yoksun “melo-dram” ya da “traji-komik” görülen yapay bir kültürle tatmin yollarına başvurur.

    ***

    Oysaki komedi ya da espri sanatı veyahut nükte, oyunsal bir yargıdır; estetik özgürlük engellerinden ve alışılmış buyruklarından kurtulmuş bir yargı.

    Nükteyi, bilimsel anlamda, benzemezin içindeki benzeri, yani gizli benzerleri açığa çıkarma yeteneği şeklinde tanımlama eğilimi oldu hep.

    Velhasıl demem odur ki, sanat; bütün diğer üretimler gibi ciddiyet ve emek ister.

    ***

    Casuslar Köprüsü ise gerçek bir öyküye dayanır. 1950’li yıllarda, soğuk savaş döneminin henüz başlarında, ABD ile SSSCB arasındaki tansiyonu yükselten bir olayı; ajanlarını karşılıklı takas etmeleri üzerine gelişen olayları ekrana yansıtıyor.

    Ama esasında film, “Hukukun Üstünlüğü” ilkesini işliyor; ‘ajanlar bile savunma hakkını kullanabilmeliler’ şekliyle.

    Bundandır besbelli, hukuk bilincinden yoksun ya da alışık olmayan ve ‘öz bilinç’ olarak bu donanımdan uzak olan yaşam formlarının beyinlerinde hasar oluşturabilir korkusuyla ve bilinçaltı bir itkiyle, bu tür yapıtlardan uzak durulması yahut tercih edilmemeleri.

    ***

    Neyse ki önümüzdeki koltuklarda oturan iki genç arkadaşla yetindik, en azından yalnız değildik avunmasıyla.

    On dakika film arasında bol nükteli kısa bir sohbet yaptık.

    Ama güldük de güldük, gençlerle…

    Israrla bize soğuk çay ikram ettiler.

     

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Turan Terzi
    11 Aralık 2015 20:58
    Üstadım popüler kültürün vahşiliğini usta işi bir film üzerinden kelimelerle adeta dans ederek anlatmışsınız. Tebrikler calısmalarınızda başarılar dilerim.
    176.219.145.59
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim