• BIST 83.021
  • Altın 147,787
  • Dolar 3,8177
  • Euro 4,0681

    Çağlayan Adliyesinde Yaşananlar (2.Bölüm)

    09.08.2012 18:17
    Av.Hakan Orhan / Yazar

    Av.Hakan Orhan / Yazar

    Çağlayan Adliyesindeki şike davasının duruşmalarına ikinci kez 26.06.2012 tarihli 26. Celsede katıldık. O gün kamuoyunun merak ettiği konu, bir önceki duruşmada rahatsızlığı nedeni ile bulunmayan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın duruşmaya katılıp katılmayacağı idi. Tutuklu sanıklar yerlerini aldığında Aziz Yıldırım’ın da orada olduğunu gördük.

    Usuli işlemlerin ardından Mahkeme Başkanı tarafından Aziz Yıldırım’a ilk olarak adına kayıtlı olmayan telefon numaraları soruldu. Aziz Yıldırım cevaben “adıma kayıtlı olmayan sürekli kullandığım telefonlardan birisini resmi korumam piyasadan almıştı. Dinlenmeden kaçınmak amacıyla adıma kayıtlı olmayan telefonu kullanmışımdır” dedi.
     
    Ardından Av.Nusret YILMAZ Trabzonspor adına sorular sormaya başladı. Aziz Yıldırım’ın Avukatları bu sorulara itiraz ediyordu. Sorulan bir soruya Aziz Yıldırım cevap vermek istemedi. Soruda adı geçen menajer Doğan Ercan söz alarak soruyu yanıtladı. Av.Nusret Yılmaz’ın sorusu şu idi. “Doğan Ercan'a verilen 100 bin dolar hangi amaçla verildi? Doğan Ercan çok inandırıcı şu cevabı verdi: “Söz konusu para bugünlerde Gençlerbirliği'ne transferi söz konusu olan Jimy Durmaz isimli futbolcunun transferiyle alakalıdır, zaman zaman transferlerde 1,5 yıl önceden para verilir.” 

    Av.Nusret Yılmaz’ın, “Gönderdiğiniz parayı maçtan 12 saat geçmeden niye istediniz?" sorusuna Yıldırım, “Sen dosyayı iyi okumamışsın. Ben Tamer’e, “ parayı iade edeceklerdi 3 ay sonra ne kadar oldu dedim. O da 2 ay oldu dedi. Ben de ara parayı iste dedim. Bunların hepsinin kaydı var. Ben senin başkanına 92 milyonluk ihaleyi verdim. Trabzon’a ne yaptım bunu bilsinler. 3 tane büyük kulüp vardı Türkiye’de. Trabzon’u ben büyüttüm." şeklinde cevap verdi.
    Av.Nusret Yılmaz’ın, “Ekşioğlu niçin 250 bin dolar aldı kulüpten? Bu konu ile ilgili çelişkili cevaplar var" sorusu üzerine, Yıldırım, “Benimle ilgili soruları sor. Ben bu paraların hesabını verdim. Size bu paranın hesabını verecek değilim" dedi. Avukat Yılmaz, “Bana değil mahkemeye veriyorsunuz" demesi üzerine mahkeme başkanı araya girdi. Mahkeme başkanı, Aziz Yıldırım’a, “Aziz bey karışmayın. Soruyu sorar, gerekirse biz müdahale ederiz. Haddini bil. Sorulara cevap vermek istemiyorsan verme" diyerek Aziz Yıldırım’ı uyardı. Yıldırım, “Ben haddimi biliyorum başkan" dedi. Av.Nusret Yılmaz’ın, “Maça hakem tayin ettirdiği" sözlerine Yıldırım yine tepki gösterdi ve “O tapenin tamamını oku burada" dedi. Nusret beyin sözlerine devam etmesi üzerine Yıldırım, “Tapeyi iyi oku. “ diye sesini yükseltti. Burada yine mahkeme başkanı Mehmet Ekinci devreye girdi ve “Bir dakika Aziz Bey. Ben burada başkanım, sen sanıksın" diye konuştu. Av.Nusret Yılmaz'ın soruları üzerine salondaki bazı Fenerbahçeli izleyiciler  “Yeter be" diye bağırdı. Mahkeme Başkanı da, salona dönerek, seyircileri uyardı.
    Avukat Yılmaz’ın “Doğan Ercan, Fenerbahçe tarafından görevlendirildi mi?" sorusu üzerine Yıldırım, “Gençlerbirliği- Fenerbahçe maçında Trabzonspor’un teşvik primi gönderdiğine yönelik duyum üzerine kendisine konuyu araştırması için görev verdik. Ara sırada transfer çalışmaları için yetki verdik. Burada ne varsa sorumlusu benim. Biz Fenerbahçe’yi şampiyon yaptık. Aziz Yıldırım her şeyi bilmez. Yıldırım herkesin yatak odasını bilmiyor kardeşim" dedi. Bu densiz sözler üzerine Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, Yıldırım’a “Bak seni atacağım dışarı" dedi. Yıldırım da, “Valla giderim" diye yanıt verdi. Mahkeme Başkanı Ekinci, “Böyle devam edemezsiniz. Hakaret edemezsiniz" diye konuştu. Yıldırım ise, “Ben bir senedir hapis yatıyorum boşu boşuna. Ben bir konuşayım dava biter" şeklinde konuştu.
    Av.Nusret Yılmaz'ın bir sorusunda ismi geçen, salonda izleyici olarak yer alan Murat Özaydınlı, söz almak istedi. Mahkeme başkanı, Özaydınlı’ya “Sen konuşamazsın izleyicisin" dedi. Özaydınlı ise, “Adım geçiyor ben konuşurum. O zaman adımı geçirmesin" dedi. Mahkeme başkanının gülümseyerek, “Tanık mı sanık mı ne olmak istiyorsun?" diye konuşması üzerine Özaydınlı, “Hepsini olurum ben" diye konuştu.
     
    Duruşmaya verilen aradan sonra söz alan Aziz Yıldırım, “İddianameyi hazırlayan savcı bazı tapeleri hasıraltı etmiş. Burada sadece Fenerbahçe yargılanmıyor. Bütün tapeler hasıraltı olmadan gelecekti" dedi. Bu sözlere mahkeme başkanı, “ Bütün tapeler var" diye yanıt vermesi üzerine Yıldırım ,"Bütün tapeler yok. diye konuştu.
     
    Daha evvelce görüntülü ve sesli kayıt yapılan duruşmalarda artık duruşma zaptını Mahkeme Başkanı yazdırıyordu. Bu nedenle söylenen ve yaşananların tamamı zapta geçmiyordu.

    Artık duruşmalarda final noktasına gelinmişti. Herkes o hafta çıkacak karara odaklanmıştı. Bu nedenle gerek Mahkeme Heyeti gerekse tüm avukatlar çapraz sorgunun kısa sürmesini ister gibiydi. Aziz Yıldırım’ın çapraz sorgusunun ardından tüm sanık avukatları savcının esas hakkındaki mütalaasına karşı söz aldılar. 

    Sanık sayısının çok oluşu nedeni ile o gün akşama kadar Avukatların mütalaaya karşı beyanları alındı. Duruşma ertesi gün devam edecekti. Çapraz sorgular bittiği için artık biz de rahatlamıştık. Son sözden başka yapacağımız başka bir şey kalmadığından akşamları rahat idik. 

    Ertesi gün (27.06.2102) yine avukatlar savunmalarını yapmaya devam ettiler. Savunmalar gün boyu sürdü. Sanık Ümit Karan’ın avukatı müvekkilini savunurken dolaylı olarak Trabzonspor’a sataştı. Avukatın beyanı şu şekilde idi. “Güzel pantolonlu çocuğun oynadığı takımda şampiyonluğa oynayan misafir takıma 30. dakikada skorun 4-0'a gelmesi kafalarda şüphe uyandırır, eğer bu şüphe şike veya teşvik değilse benim müvekkiliminki nedir?” Celse arasında kendisi ile konuşarak neden bu şekilde davrandığını, kendi müvekkilinin suçlu yada suçsuz oluşu ile Trabzonspor arasında nasıl bir bağlantı olduğunu sorduk.  Zira biz bu bağlantıyı nedense kuramamıştık.

    Mahkeme duruşmaya bir gün ara vermişti. 29.06.2012 Cuma günü devam edilecekti. Mahkeme Başkanı Cuma günü karar verebiliriz açıklamasını yaptı.

    29.06.2012 de devam eden duruşmada söz sırası müdahillere gelmişti. 

    Aslında Türk Futbolunu yöneten makam TFF’nin müdahil olarak katıldığı bu davayı izlemesi ve taleplerde bulunması gerekirdi. Ama nedense hiç ortalıkta gözükmediler. Gözüken birileri vardı ama. Kulüpler Birliği Aziz Yıldırım’ı ziyarete gelmişti. Kulüpler Birliği Başkanı olan Eskişehirspor Başkanı Halil Ünal ile bazı kulüplerin başkanları salona geldi. Başkanlar, sanık Aziz Yıldırım ile önce tokalaştı sonra ayaküstü sohbet etti. 

    Av.Nusret Yılmaz Trabzonspor adına tutanağa geçen şu beyanlarda bulundu: Öncelikle bir kısım sanıkların savunmalarında dile getirdikleri şike ve teşvik girişiminde bulunmadıklarını, bilakis Trabzonspor tarafından yapılacağını haber aldıkları, teşvik ve şike girişimlerini önlemek amacı ile hareket ettiklerine yönelik savunmalarını kabul etmiyoruz. Manisaspor-Trabzonspor maçında oynayan, Trabzon'da daha önce oynamış futbolcuların iyi bir efor ve gayret ettikleri görülecektir. Nitekim futbolun kuralıdır ki bir futbolcu bir takımdan ayrıldıktan sonra kendi takımı lehine ve ayrıldığı takıma karşı daha fazla efor sarf eder. Yine bir sanık müdafiinin beyanı doğrultusunda incelediğimizde Eskişehirspor kulübünde Trabzonspor kökenli veya Trabzon'da doğmuş bir tane futbolcu bulunmamaktadır. Dolayısıyla vekili bulunduğum kulübün şike ve teşvikini önlemeye yönelik hareket edildiği hususunu kabul etmiyoruz. Yine sanıkların savunmalarında ki sahaya yansıma hususundaki beyanların dikkate alınmamasını talep ediyoruz. Nitekim UEFA verdiği hiç bir kararında hakem ve gözlemci raporlarına itibar etmeyip kendi kurullarının hazırlamış olduğu raporlara göre karar vermiştir. Yine UEFA tarafından Fenerbahçe Kulübünün Şampiyonlar Ligine çağırılması sanıklarca bir savunma olarak mahkemede dile getirilmiş olup; UEFA'nın göndermiş olduğu yazıda Fenerbahçe kulübü tarafından gönderilen belgelerin incelemelerinin devam ettiği belirtilerek Şampiyonlar Ligine çağırıldığı belirtilmiştir. Bu sebeplerle müdahil vekili olarak sanıklardan atılı suçlardan teşdiden cezalandırılmalarını ve adaletin sağlanmasını talep ediyoruz”

    Yine Aziz Yıldırım’ın “Trabzonspor’u ben büyüttüm şeklindeki” komik açıklamasına karşı beyanlarda bulundu. Mahkeme heyetine 1924 yılında Trabzon’da yazılan Türkiye’nin ilk futbol kitabını (Asosyeşın [Association] Futbol) gösterdi. Kitap, her duruşmaya gelen Av.Ergin Kulaçoğlu’nun kütüphanesine ait bir kitaptı.
     
    Av. Nusret Yılmaz, Sürekli Trabzon şehrini suçlayanlara karşı "Bu mesele din, dil ırk meselesi değildir, bu haysiyet şahsiyet ve adamlık meselesidir" şeklinde konuştu. Trabzon'un spor ve futbol şehri olduğunu belirten Yılmaz, "Trabzonsporluluk bir ruhtur. Kazım Koyuncu'nun dediği gibi 'Direniştir'. Bu direniş yediği ekmeye saygı göstermeyi, o ekmeğe ihanet etmemeyi gerektirir. Bu iddialar bu kenti, bu camiayı zedelemiştir. Sorumluluk sahibi insanlar beyanlarına dikkat etmelidirler. 3 Temmuz'da Türkiye alışık olmadığı bu durumla karşılaştı. Trabzonspor süreci sükunetle karşıladı ve mahkemeye güvendiğini dile getirdi. Biz futbolun sahada oynanan oyun olduğunu, sahnelenen oyun olmadığını bilenlerdeniz. Bu yargılama aşamasında bazı Türk spor kulüplerinin totem ve uğur anlaşılışıyla yönetildiğine şahit olduk" dedi.

    Nusret Bey’in UEFA’nın Fenerbahçe Kulübünü “şimdilik” kaydıyla çağırdığını beyan etmesi üzerine sanık Şekip Mosturoğlu kalkarak, üstün İngilizcesi ile UEFA’nın “şimdilik” değil “şu an” kelimesini kullandığını söyledi. Ama biz aradaki farkı Şekip Bey kadar İngilizce bilmediğimiz için pek anlayamadık. 

    Sanık Avukatlarının ve sanıkların savunmalarının tamamlanmasının ardından son sözlerin sorulmasını ve karar verilmesini bekliyorduk. Mahkeme heyeti müzakerelere devam ettiklerini, karara hazır olmadıklarını söyleyerek, günlerden cuma oluşu nedeniyle duruşmayı 02.07.2012 Pazartesi gününe erteledi. Tutuklu sanıkları da o gün tahliye etmedi.

    O sıralarda Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması ile ilgili yasa tasarısı TBMM gündeminde idi. Hafta sonunu söylenti ve endişelere yanıt vermekle geçirdik. Zira herkeste Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması düşüncesi nedeni ile bir endişe oluşmuştu. Daha önce şike cezalarının indirilmesine tanık olan Türkiye; yeni bir kişiye özel yasa çıkıyor diye düşünmeye başlamıştı. Mahkemenin Cuma günü karar vermemesi ve duruşmayı pazartesi gününe ertelemesi bu endişelerin artmasına yol açmıştı. Bazı avukatlar bunu ciddi ciddi duruşma aralarında ve koridorlarda dillendiriyorlardı. Nitekim bu beklenti gerçekleşmedi ve 16. Ağır Ceza Mahkemesi yargılamaya devam etti. 

    Artık finale gelinmişti. 02.07.2012 günü yine Çağlayan Adliyesi’nin yolunu tuttuk. Geçen hafta boyunca bizi hiç yalnız bırakmayan Atilla Dilaver işleri nedeni ile o gün Ankara’da idi. Başkan Sadri Şener’in kendisi için bahsettiği yalnızlık bizim için de geçerliydi. Sadri Şener orada iken görünen yöneticiler yine kaybolmuştu. Karar Ggünü Trabzonspor Camiasından salonda sadece hatırladığım kadarı ile her duruşmaya aksatmadan gelen Hakan Kulaçoğlu’nun amcası Av.Ergin Kulaçoğlu vardı. 

    Saat 10.00'da salonda yerimizi aldık. Duruşma savcısı, mütalaasında bir değişiklik olmadığını beyan ederek tutuklu sanıkların tutukluluk durumlarının devam ettirilmesini talep etti. Sanıkların ve Avukatların son sözlerinin sorulmasının ardından Mahkeme heyeti, saat 11.00 da toplanmak üzere tekrar duruşmaya ara verdi. Saat 11.00 gibi duruşma salonunun önüne geldiğimizde kapı henüz açılmamıştı. Heyecanlı bekleyiş sürüyordu. Tüm Türkiye bu ana odaklanmıştı. Bir gözümüz kapıda diğer gözümüz cep telefonunda idi. Bizi sosyal medyadan takip eden taraftarlar sürekli ne olup bittiğini soruyordu. Bekleyişin devam ettiği sırada, henüz duruşma başlamamışken, Talip Doğan Karlıbel twitterden kararı açıklamaya başladı. Biz de şaşırdık. Taraftarlarımıza, duruşmanın henüz başlamadığını, Talip Doğan Karlıbel’ın kararı değil tahminlerini yazdığını belirttik.

    Duruşma arasında, hissettiğimiz yalnızlığı dışa vurmak için twitterde şunu yazdım. “Burada bir ben, bir Av.Nusret Yılmaz ve bir de Allah var.” Trabzonspor bu değildi, böyle olmamalıydı. 

    Yalnızlık hisleri ile birlikte bir saatlik bir gecikmeyle salona girdik. Mahkeme Heyeti önce tahliyeler dedi ve tüm tutuklu sanıkların tahliye edildiğini açıkladı. O anda salonda sevinç çığlıkları koptu. Heyet salondaki gergin ortamı yumuşatmak için karardan önce tahliyeleri açıklamıştı. Ardından karar alfabetik sırada okunmaya başlandı. Herkes ayakta kararı dinliyordu. Bizdeki heyecan giderek artmıştı. Aziz Yıldırım ve diğerleri hakkındaki kararı aşağı yukarı tahmin ediyorduk. Zaten çok da yanılmamıştık. Ama bizim için asıl önemli olan Nevzat Şakar ve Sadri Şener’in durumları idi. Zira bir gün bile ceza alsalar Trabzonspor için çok kötü şeyler olacak, bir günlük ceza 6 yıllık ceza ile eş değer muamele görecek, Trabzonspor haklı davasını savunurken çok zorlanacaktı. Kararı dinlerken bir yandan da twitter ortamından neticeyi izleyenlere bildiriyorduk. Heyecanla kararı dinliyorken heyet Nevzat ŞAKAR’ın beraat ettiğini açıkladı. Savcının mütalaasından dolayı zaten beklediğimiz bir durum idi. S harfine bir türlü sıra gelmiyordu. Sanki o an Trabzonspor Şampiyonlar Liginde final maçı oynuyormuş gibi heyecanlanmıştım. Sanık isimleri okunurken dosyadaki delil durumları daha ağır olan bir-iki sanığın beraat ettiğini duyunca Sadri Şener’in beraat edeceğine inancım artsa da heyecan dinmiyordu. Hukuki görüşümüz Sadri Şener’in beraat etmesi gerektiği yönünde olmasına rağmen yine de mahkeme kararını bekliyorduk. Derken üye hakim “Sadri Şener beraat” dedi. Ortam gereği sevincimizi belli edemiyorduk. Artık Trabzonspor için yeni bir dönem başlıyordu. Mahkeme Heyeti Trabzonspor’un tertemiz olduğunu tescillemişti. 

    Son kararlar da açıklandıktan sonra salondan dışarı çıktık. Telefonlarımız çalmaya başlamıştı. Taraftarlar, arkadaşlarımız, dostlarımız ve gazeteciler aramaya başlamıştı. O gün telefonlarımız hiç susmadı. Tebrik yağmuruna tutulmuştuk. O günün akşamı Av.Nusret Yılmaz ile birlikte Trabzon Havaalanına indiğimizde belki de tarihte havaalanında karşılanan ilk avukatlar olacağımızı bilmiyorduk. Alandan dışarı çıktığımızda bir grup taraftarın bizi karşılamaya geldiğini gördük. Bu durum da ayrıca mutluluk vermişti. Ertesi gün Trabzon’da bizi gören herkes tebriklerini iletiyor, sevincimize ortak oluyordu. Ama asıl aramasını beklediğimiz birkaç kişi aramamıştı.

    Duruşmalara Av.Nusret Yılmaz ve ben Müdahil Trabzonspor vekili olarak katılıyorduk. Sadri Şener ve Nevzat Şakar’ın avukatları değildik. Ama kamuoyu bu ayrıntıyı çok fazla bilmediğinden alınacak en ufak bir olumsuz sonuçta fatura bize kesilebilirdi. Bu nedenle üzerimizde farklı bir yük daha vardı. Beraat kararlarıyla hem camianın hem de bizim üzerimizdeki yük kalkmıştı.

    Türkiye tarihinde hiç olmamış, gelecekte de belki hiç olmayacak bir davaya katılmış ve camiamızı temsil etmiştik. Bu durum benim açımdan oldukça gurur verici bir durumdu. Alınan sonuç temsil ettiğimiz camiaya yakışır bir sonuç olunca gururumuz daha da arttı.

    Her ne kadar duruşma salonlarında yalnız isek te kaldığımız otele gelerek bize destek veren Metin Külünkoğlu, Şenol Altunsoy, Tunga Liman ve Ender Kuyumcu’ya (İzmir’den gelmiştir), yine bir akşam yemeğinde bir grup Trabzonspor sevdalısı ile birlikte bizi misafir eden Süleyman Hacıcaferoğlu’na ayrıca teşekkür ederim. O yemekte bulunan arkadaşlarımız isimlerini burada zikretmediğimiz için alınganlık göstermesinler. Zira ileride yazmayı düşündüğüm “Şike sürecinin öğrettikleri” konulu bir yazımda isimlerine yer vereceğim.

    Şike süreci hem Trabzonspor Camiasına hem de bana çok şeyler yaşatmış ve öğretmişti. İleride bunları paylaşmak dileğiyle….

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim