• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111

    “Büyükşehir” ile yeni bir dönem

    15.11.2012 18:12
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     

    Ve nihayet Büyükşehir Belediye Yasa Tasarısı TBMM Genel Kurulu’ndan geçti ve şehrimizle birlikte 13 şehrin, “Büyükşehir Belediyesi” olmaları yasalaştı.

    Görüldüğü kadarıyla bu tasarı yerel yönetim reformunun aslında bir kademe daha ileri götürülmesi amacı taşımaktadır. Buradaki esas amaç, yerel yönetim özerkliğini artırmak, yerel yönetimlerde yerinden yönetim ilkelerine uygun demokratik yapılanmaya gitmek ve artık şehir merkezinden köye kadar her yerde vatandaşın yerel hizmetlerini karşılamak ve bu hizmet maliyetlerinin hesabını sorabilmektir.

                    Yapılan bu düzenlemeler, aslında 2004 yılında başlayan ve dönemin muhalefetinin uzlaşmaz tutumuna, Cumhurbaşkanı vetolarına ve Anayasa Mahkemesi süreçlerine rağmen gerçekleştirilen ve “Avrupa Konseyi Yerel Özerklik Şartı” sözleşmelerinde yer alan reformların devamı niteliğinde olan düzenlemelerdir.

                   Ve böylelikle, “insana hizmet odaklı” yerel yönetim anlayışı, nispeten bu süreçle birlikte başlamış ve ülke genelinde modern kentleşme sinyallerinin verilmeye başladığı dönem olarak kabul görmüştür.

                   Büyükşehir belediye sistemi ise,  belediye hizmetlerinde il ölçeğinde “tek başlı yönetim”e imkân veren bir kamu hizmeti anlayışıdır. İl sınırları içinde yaşayanlar, il sınırının tamamına hizmet götürecek belediye başkanı ve meclis üyelerini seçerler. Yani kamusal sorumluluklar, vatandaşa en yakın ve en güçlü makam tarafından kullanılacak ve vatandaş hizmet almak ve hizmetin hesabını sormak için kendi seçtiği belediye başkanına hesap sorabilecektir.

    Her konuda hükümeti veya valiyi sorumlu tutmayacaktır.

    Bu itibarla demokratikleşme uğraşlarının temel hedeflerinden birisidir, merkezi iktidarın yetki, kaynak ve görev alanlarının sınırlandırılması ve devlet yönetiminin merkezde yoğunlaşmış olan yetkilerinin taşraya,  özellikle de yerel yönetimlere aktarılmasının sağlanması, bir başka anlatımla, yerinden yönetime geçilmesi.

    Açıklıkla kabul edilmelidir ki, cumhuriyet döneminde, özellikle de çok partili döneme geçildiğinden beridir,ne merkezi hükümetler zaman zaman gerçekleştirmekle kararlıymış gibi gözüktüğü bu hedefi uygulaya koyabilmek için içtenliği olan bir siyasi irade ile harekete geçebilmiş ve ne de, yerel yönetimler böyle bir yetki ve görev aktarımının sonucunda ortaya çıkabilecek tüm zahmet ve sıkıntıları başarı ile göğüsleyebileceklerini kanıtlayan tavır, davranış ve tutumlar içinde olabilmişlerdir.

    Oysa 2000’li yıllara ve üçüncü bin yıla hazırlanan Türkiye’nin uluslararası çağdaş, norm, ölçüt ve ölçümler çerçevesinde bir demokrasiye ve yönetim biçimine sahip olabilmesi öteki pek çok yapısal yeniden şekillenme yanında, merkezde aşırı ölçüde yoğunlaşmış olan yetki, görev ve sorumluluklarıntaşraya,  yaniyerel yönetimlere, özellikle de belediyelere aktarılmasını sağlamaktan geçer.

    Bu alanda Türkiye’de ilk kez 1984 yılında İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir belediyeleri kurulmuş, daha sonra 1986 ve 2000 yılları arasında bu sayı 16’ya çıkarılmış, şimdi ise13 şehir daha ilave edilerek bu sayı 29 Büyükşehir belediyesine çıkarılmıştır.

    Batı’da 6, Karadeniz kıyı bölgesinden 1 ve Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden ise 6 İl belediyeleri “büyükşehir belediyesi” olmuştur. Görüldüğü gibi herhangi bir bölgeye dönük bir düzenleme olmayıp, söz konusu illerin nüfusu dikkate alınmıştır.

    Ayrıca kanunda mevcut tüm büyükşehirlerde özel idareler, belde belediyeleri ve köyler kaldırılmaktadır. Özel idare işleri Büyükşehir’e devredilmekte, beldeler ve köyler mahalleye dönüşmektedir. Büyükşehir olmayan 52 ilde ise, nüfusu 2 binden az olan beldeler mahalleye dönüşmektedir.

    Böylece, toplam 1.582 belde ve 16.082 köyün tüzel kişiliği kaldırılmakta ve mahalleye dönüştürülmektedir. Toplam belediye sayısı 2.950’den 1.392’ye düşmektedir. Köy sayısı ise,  34.283’den 18.201’e inmektedir. Bu şekilde yerel yönetim birim sayısında epey bir azalma meydana gelmektedir. Bu azalma, mevcut yapılan düzenlemelerin işlevselliği pratikte sağlanabilirse şayet, nasıl bir tasarruf ve verimlilik sağlanacağını kestirmek zor olmasa gerek.

                   Ama öte yandan, yürürlüğe giren bu kanunla birlikte, yaşamlarını sürdürdükleri köylerin mahalleye dönüşeceğini, belediyelerinin kapatılacağını öğrenen vatandaşlar, bu düzenlemenin içeriğinden haberdar olmadıkları, neden çıkarıldığı ve ne işe yarayacağının pek fazla ya da yeteri kadar algılanamadığı/bilinmediği anlaşılmaktadır.

                   Tüm bu değişiklikler ve düzenlemeler neden yapılıyor? Amacı ne? Bu değişiklerden eskiye oranla halkın kazancı ne olacak?

                   Hatta beldelerde, belediyelerinin kapatılmaması için “referandum” gibi gereksiz

    uygulamalarlave muhalefetin de olumsuz itkisiyle mevcut kanuna tepkilerini koyan yöre halkının, konudan ne kadar haberdar ve bilgisiz olduklarını görmekteyiz.

                   Bütün bu soru işaretlerinin cevabı verilse ve halkın anlayabileceği bir dille anlatılsa, kamuoyundaki merak ve endişeler büyük ölçüde giderilmiş olur.

                   Bu görev ise kuşkusuz, siyasi partilerin il-ilçe ve belde teşkilatlarına düşüyor.

                   Ancak şimdiye dek pek de öyle olmadı ve hiçbir fark gözetmeksizin tüm siyasi partiler,  büyükşehir ve İl merkezinde kurulacak yeni ilçe belediyesine sadece kimin/kimlerin belediye başkanı olacağı yarışına indirgendi ya da en azından yerel medyaya bu şekliyle yansıdı.

    Oysa ki özetle;

                   Çağımızda kamu hizmeti fonksiyonlarının hızlı ve verimli bir şekilde Ankara’dan bakanlıklar eliyle yönetilmesinin artık mümkün olamayacağı, bunun, hem kaynak ve zaman israfı ve verimsizliğe yol açtığını ve merkezden yapılan hizmetlerin yerinde kontrolü ya da denetimlerinin sağlıklı bir şekilde yapılamadığı;

    Bunun yanındagerekli ya da yeterince personeli, geliri, imkânı olmayan, çalışanlarının maşlarını veya bırakın hizmet yapmayı cari giderlerinibile karşılayamayan, adeda sadece bir tabelası, bir mühürü, bir başkanı olan ve kâğıt üzerinde belediye sayılan kurumlardan hizmet beklentisinin, ülke üzerinde, ekonomi üzerinde ve dolayısıyla vatandaşın sırtında bir külfete sebep olduğu gerçeğinin algılanması ve vatandaşa izah edilmesinin yeri ve zamanıdır artık.

     

                    Kanunun temel amaçları gerekçesinde belirtilmiş olmakla birlikte, önümüzdeki yeni dönemde, belediyemizin “büyükşehir” statüsü kazanımıylanelerin yapılabileceğini ayrıntılı olarak ele alıp ve eskiye oranla ne gibi avantajları içerdiğini, vatandaşın günlük hayatında, pratikte uygulanabilir ne gibi kolaylıklar getireceğini örnekleriyle, daha sonraki yazılarımızda değinmeye çalışacağız.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    davut
    20 Kasım 2012 Salı 16:47
    anlamsız
    Büyükşehir Bld. lerine verilen imtiyazlar aslında bütün belidiyelerin hakkı. Büyükşehir statüsü aslında ayrımcışığın daniskası. Yani aynı potansiyele sahip başka bir şehrin insanına senin bunlara ihtiyacın yok diyorsun.. kaldıki hangi büyükşehir büyük bir cazibe merkezi haline gelmiş(metropolerden başka)
    193.110.85.45
    K.A.
    19 Kasım 2012 Pazartesi 10:36
    belediye
    Hükümetimizin yerel yönetim anlayışını yürekten destekliyorum keşke nufusu BEŞBİNİN altındaki tüm belediyeler kapansa müthiş bir tasarruf olurdu.
    212.156.86.190
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim