• BIST 110.248
  • Altın 155,602
  • Dolar 3,8262
  • Euro 4,5259

    Bizim Bayramlar ve Şimal Yıldızı

    19.08.2012 12:00
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

                   Bir kere çok bayramlı bir toplumuz, ancak bunların içinde sadece dini bayramlar insanlık tarihinin kalıcı barış günlerinin timsalidirler. Bu yönüyle de barış ve eşitliği anlatırlar insanlık âlemine.
                  Ama esasen bayram, İslam kültürüne göre ilahi bir ziyafettir ve zaman şeridi içinde, yeni bir değişimin başlaması anı, bir dönüm noktası ve bir muhakeme-hesaplaşma vaktidir de aynı zamanda.
                  Dini bayramların dışında hiç bir ulusal bayram yoktur ki; başka ulusların, halkların veya toplumların acılarının içinden çıkmamış olsun. Bunun için ulusal bayramlar, ulus devletlerin egemenliği süresince vardırlar ve kalıcı değillerdir.
                  Çeşitli uydurmalarla “resmi-ulusal” bayramlar icat edilmiştir.
                  Bu bayramlar, dinin, bir ırka, bir ulusa dayanmayan birleştirici etkisi yerine egemen ulus devletin etrafında zora dayalı bir bütünleşme gayreti ile uydurulmuştur. Zaman içinde bu bayramlar, yeni değişim ve dönüşümlere karşı tutunamaz, erir ve yok olurlar.                              
                  Bir zamanlar her yılın 27 Mayısında, meşru bir hükümeti devirererk idam sehpaları kuran ulus-devlet monarklarının gerçekleştirdiği askeri darbe, 20 yıl boyunca bu millete “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak yutturuldu. Yine başka bir askeri darbeyle ancak yürürlükten kaldırıldı.
                 “İşçi Bayramı” ise “Bahar Bayramı” olarak kutlanırdı. İşçi kelimesi korkulu bir rüya gibiydi sanki ve bunun yerine bahar sözcüğünün getirilmesiyle başka bir anlam yüklenip, bir korkudan ve tapudan sıyrılıp, bir sorunu çözmüş görünme rehavetiyle kutlanılırdı 1 Mayıs.
                 Ülkemizdeki gençliğin ve spor etkinliklerinin uluslararası kulvardaki hazin tablosu karşısında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının da artık miadı dolmak üzere.
                 Çocuk ölüm oranı acısından ülkemiz, dünya sıralamasında sondan ikinci durumda. O halde 23 Nisan Çocuk Bayramı da neyin nesi. Cumhuriyet dönemi boyunca da “ulusal egemenliğimizi” ne ölçüde sağlayabildik ki, bayramını kutluyoruz?
                 Gerçi sadece ülkemizde değil, örneğin Almanlar, Nazi faşizmi dönemi boyunca 30 Ocak tarihini yıllarca “iktidar günü” adı altında bayram olarak kutlamışlardır. Hatta 20 Nisan Hitler’in doğum günüydü ve ulusal bayram ilan edilmişti.
                  Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, özellikle birinci ve ikinci paylaşım savaşları sonrası kurulan ulus-devlet modelleri içinde.    
                 Bu vesileyle bayramların savaşı veyahut egemenliği anlatması, hatırlatması söz konusu olamaz. Bu anlamda askeri zaferler, ulusal egemenlik ve buna benzer dönemlerin (olumlu ya da olumsuz) izlerini taşıyan günler kalıcı bayramlar değildir.
                 Ama bunun yanında dini bayramların özelliği, birleştirici etkileri herhangi bir ırka ya da ulusa dayanmaz. Evrensel ve dinamik özellikleri itibarıyla tüm insanlığa hitap ederler.  
                 Örneğin; ramazan ve kurban bayramları Hicret’in ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmış ve bu inanç kültürü yaklaşık bin beş yüz yıldır devam edegelmektedir.
                 Dünyada bir örneği var mıdır? Sanmıyorum, bir ülkenin “resmi-ulusal” bayramının, bırakın bin beş yüz yılı, yüz yıl devam ettiğini.
                 Özellikle ramazan bayramı Müslümanlar arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü ramazan bayramı her gün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder, ırk, ulus, ülke ve bölge gözetmeksizin.
                 Hele “eski bayramlar” diye tabir edilen ve hemen hemen hepimizce özlenen köy-kasaba kırsalında kutlanan bayramlar. Bir başka olur bayram sabahları buralarda, özellikle kent gürültüsünün yerini, klasik köy ritüellerinin almasından ziyade tarif edilemeyecek bir huşu dumanı sarar zamanı ve mekânı.
                 Ancak ve maalesef, kırsallıkla kentlilik arasında karma kültürlerin doğuşu, hemşeriliğe dayanan gecekondulaşma gibi kötü koşulların hâkim olduğu süreçleri ve tüm bu oluşumların yansıması olarak kent içi servet birikimindeki ve kültüründeki parçalanma, sınıfsal ve kimliğe dayalı talepler arasında gelgitlerin yaşanmasına neden olan faktörler, yukarıda kısaca değinmeye çalıştığım o “orijin bayram” kültürü ve mistik ahenk üzerine acımasızca yüklenmişlerdir.
                  Öte yandan çarpık kentleşme anomalisinde, gökdelenler arasına sıkışmış meskûn mahaller, varoşların yakınına inşa edilen lüks konutlar, şüphesiz kentteki sosyal yaşamı doğrudan etkilediği bir gerçek.  Özellikle Metropolleşen kentlerin üstyapı-altyapı sorunları, toplumsal mobilizasyon(hareketlilik) süreçleri ve sermaye-kar hareketleriyle paralellik arz ederek büyüdü ve çetrefilleşti. Bu yönleriyle de bayramlar, çelişkileri de gösterir özellikler taşırlar. Ve kendi mahfuz ananeviliklerinden koparak eğlence ve dinlence esas alan “modern bir gelenekselliğe” teslim oluyorlar.
                 Hal böyle olunca, dini bayramların toplumsal izdüşümleri üzerindeki tartışmalar, geleneksellikle modernite arasındaki biçim farkına ve bu farkın yeniden ürettiği insan ilişkilerinin tek bir boyutuna odaklanmaktan kurtulamıyor.
                 Hâlbuki günümüz bayramlarının özellikle büyük kent boyutunda ortaya koyduğu sosyo-politik görüntünün ana hatları, yalnızca eş dost ziyaretlerindeki azalmayla geçiştirilemeyecek bir toplumsal gerçekliğe ve kent sosyolojisine dair ipuçları vermektedir.
                 Dikkat edilirse tüm kentlerde, özellikle de büyük kentlerde bayram tatilleri, kent merkezlerinde dolaşan insan profilindeki “radikal” ama sınırlı ve geçici bir değişimi simgelemektedir. Bayram süresini tatile gitme yönünde değerlendiren ya da evinde inzivaya çekilen kentin imtiyazlı ve küçük burjuva kesimi diye adlandırılan orta sınıf, kentin merkezinden hızla çekilirken, özellikle büyük metropollerde toplu taşıma araçlarının bayram günlerinde ücretsiz olmasının da etkisiyle daha önce sözü edilen kent mekânlarında arz-ı endam şansı bulamamış alt-yoksul sınıflar şehrin merkezine doğru turistik görünümlü geziler düzenliyor.
                 İşte tüm bu süreçlerin ortaya çıkardığı entegrasyon zorluklarının en yakından gözlemlendiği takvim ise bayram günleridir.
                 Tabii tüm bu olumsuz faktörleri gölgede bırakacak ve bayramlarımızı amaçlarına uygun ilahi bir ziyafet yönüyle bir festival havasında kutlanamamasına yol açan bir diğer önemli faktör ise, yıllardır süren terör ve iç savaş provakasyonlarının neden olduğu kan ve gözyaşlarıdır.
                 Bir de bunun yanında üstüne üstlük ve özellikle de bayram günlerinde bir mezbeleye dönen karayollarında, artan trafik kurbanlarını da eklersek, bayramlarımızı, çok uzaklarda ve bir türlü ulaşamadığımız bir yıldıza dönüştürüyoruz maalesef.
                 Tıpkı Şair İhsan Gürbüz’ün şu dörtlüğünde yazdığı gibi…

                 “Bayram kahır, bayram zehir, bayram kan,
                  Bayram yürekleri eriten ince bir sızı…
                  Bayram tatil yollarında heder olan can,
                  Bayram çok uzaklarda Şimal Yıldızı…”
     
                  İyi bayramlar…
                                                                                   
     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Bir Dünya Vatandaşı
    26 Ağustos 2012 Pazar 12:07
    Merak pencerelerini açabilmek...
    Çok haklısınız Sayın "Ötügenli". Yazının içeriğini kavrayabilmek için gerekli ÖZENİ ve DİKKATİ gösteremezsen ve zihinsel merak pencerelerini açamazsan, o zaman FARKINA varamazsın bazı oluşumlara hangi dinamik süreçlerin etkili olduğu gerçeğini.
    Dünyanın neresinde görülmüş, dini bayramını kutlayan bir toplum ya da bir üyesinin, yine dini bayramını kutlayan diğer bir topluma veya bir üyesine düşman olduğu? Ha gayret, biraz daha dikkat!
    176.239.214.185
    Ötügenli
    24 Ağustos 2012 Cuma 23:33
    At gözlüğüne gerek yok artık!
    Olmadı Sn yıldız, olmadı. Millilik düşmanlığını kamufle etmek için dini bayramları maske olarak kullanmak yakışmadı. Milli bayramlar başka milletlerin acıları üzerine kurulmuşsa; dini bayramlar da başka dinlerin geçersizliği üzerine anlam kazanmıştır. Ama dünyanın 7 milyar insanının sadece 1,5 milyarı müslüman. Sizin mantığınız GÖRE GERİ KALAN 5,5 MİLYAR İNSAN BİZE DİNİMİZDEN DOLAYI DÜŞMAN OLMALIDIR. Öyle ya bizim dinimiz onların dinlerini reddediyor. Ne olacak şimdi? İşkembeden atmamak lazım!
    188.56.8.149
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim