• BIST 81.712
  • Altın 147,483
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356

    Bir Anı - Netekim

    13.05.2015 16:40
    Vedat Uzuner / Yazar

    Vedat Uzuner / Yazar

    Hatırladığım kadarıyla 1985-1986 yıllarıydı. Tonya’da yapılan hükümet konağının resmi açılışı için hazırlıklar yapılıyordu.

    O dönemde okul müdürümüz olan, kendisinden edebiyat dersi alma bahtiyarlığına erdiğim Sayın Mutafa Türk hocam beni makamına çağırtarak elime bir kâğıt verdi ve okumamı istedi.

    İlk defa gördüğüm ve neden okuduğumu bilmediğim bir şiirdi bu. Okuduktan sonra ‘tamam bu iş’ diyerek açıklamayı yaptı: O dönemin ‘Cumhurbaşkanı’ hükümet konağının resmi açılışına gelecek, ben de ona şiir okuyacaktım. O dönem yaşadığım heyecan mı gurur mu neydi ben de tam olarak hatırlamıyorum ama yapacağım şeyin önemli bir iş olduğu belliydi.

    İyi hazırlanmıştım, görevimi layıkıyla yapmam için her şey tamamdı.

    Ne olduysa son gün oldu ve benim şiirim programın yoğun olduğu gerekçesiyle programdan çıkarıldı.

    Elbette çok üzülmüştüm. Artık kürsüde değil, yolun etrafına sağlı sollu dizilen öğrenci arkadaşlarımın ve ‘sıradan’ vatandaşların yanında olacaktım ve öyle de oldu.

    Artık zaman gelmişti çarşı içinden yukarıya doğru, binaların arasından yavaş yavaş süzülen üstü açık mersedesinde ayağa kalkmış, elinde şapkasıyla bizleri selamlıyordu cumhurbaşkanı

    İlk defa bir cumhurbaşkanı ve üstü açık bir mersedes görüyorduk.

    Tek kelimeyle şaşırtıcıydı, biz de şaşkın şaşkın el salladık zaten.

    Aklımda kalanlardan biri de alelacele binanın önüne dikilen ağaçlardı. Acele dediğime bakmayın öyle itinayla dikilmişler ki hala oradalar ve ben onları her gördüğümde o günü, dolayısıyla Kenan Evren’i hatırlarım.

    Bunların dışında aklımda kalanlar da var elbette.

    Bir konuşmasında oruç tutmamasını, ramazana denk gelen konuşmalarında su içmesini eleştirenlere karşı ‘oruç tutmuyorum tutmuyorum’ şeklinde rest çekmişti.

    Vatandaş kendisini o kadar ‘seviyordu’ ki Ramazan’da oruç tutmamasını bırakın halkın karşısında su içmesini bile garipsemiyordu.

    İlkokula gittiğimiz yıllarda Tonya’nın merkezinde bir çatışma çıkmıştı. Biz de mahalledeki okuldan çıkmış eve dönüyorduk Uzaktan silah seslerini duyuyor ne olduğunu çocuk aklımızla anlamaya çalışıyorduk.

    O dönem İmam-Hatip’e yeni başlayan ağabeyim için sevgili annemin yaşadığı endişeyi dinledim geçenlerde.

    Bir endişe, telaş, korku ve akşam kavuşma sonrası yaşanan huzur.

    Ya gidip gelmeyenler, meçhule gidenler ne olacak?

    Bir sağdan bir soldan gidenlerin hesabını kim verecek?

    İdamından önce nişanlısına bıraktığı mektupla mutluluk dileyenlerin?

    Şimdi aramızda yok. Hakkında konuşma hakkım yaşadıklarım kadardır.

    Hiçbir günahkârın affedilip cennete gitmesinden benim bir zararım olmaz.

    Kim bilir belki de ‘şartlar olgunlaşınca’ Allah affeder.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim