• BIST 106.825
  • Altın 145,536
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308

    Başkanlık Sisteminin Kozmolojisi

    17.02.2017 11:26
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Evrendeki ahenk ve düzen, varoluşunda barındırdığı mükemmel matematiksel sistemle birlikte yaratılışın açık bir delilidir. Hiç bir zorunluluğu olmamasına rağmen atomlar, atom altı parçacıklar ve bütün kâinat bu mükemmel düzene uyar ve itaat eder.

    ***

    İnsan yaşamı da bu mükemmel sistemin dışında değildir. Duygu, düşünce ve davranışlarımız; beyinde bir terazi hassaslığında tartılarak ortaya çıkar. Dolayısıyla insan ve kurduğu iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel organizasyonlar da bu kurguya uymak ve itaat etmek zorundadır. O zaman insan yaşamı ve sistematiği de çeşitli dengeler üzerine kurulması gerekmektedir. Bunların arasında en önemlisi insanın kendi yaşamını ikame etmede kurmuş olduğu organizasyonlar ile “zihin” dünyası arasında oluşturacağı doğal dengedir.

    Öte yandan doğa ya da daha uygun bir deyim olan “kâinat”, bir sistemler bütünüdür. Bu sistemler arasındaki ilişkiler çoğunlukla kişiler tarafından fark edilemeyecek kadar uzun ilişki halkalarıyla birbirine bağlı ve uzun süreli olabilmektedir. Kendi içinde uyumlu çalışan doğal sistemlere dışarıdan gelebilecek müdahaleler ya da etkiler ve bu etkilere karşı gelişen tepkiler sonucu mevcut dengeyi oluşturan zincirin halkalarında meydana gelen kopmalar, zincirin tamamını etkileyerek bu dengenin bozulmasına neden olmakta ve böylece toplumsal-sosyolojik manada kaotik karmaşalar, yani sistemik bozulmalar ortaya çıkmakta, çıkabilmektedir.

    ***

    Bu manada bir sistemin dengeli çalışması derken neyi kastediyoruz?

    Tarlalarda fareler çoğalıyorsa, buraları hiç bilmediğimiz böcekler istila ediyorsa, fırtınalar dünyayı kasıp kavuruyorsa, dünyanın iklimi değişiyorsa, denildiği gibiyse eğer ozon tabakası deliniyor ve güneşin zararlı ışınları bizlere ulaşıyorsa, insani-beşeri ilişkilerde karmaşa, katliam, terör, soykırım savaş gibi “otofajik-birbirini yiyip bitirme” gibi vahşetler yaşanıyorsa bu durum, bize bir şeylerin ters gittiğini işaret eder.

    Bunun daha da açık tanımı şudur; insanların kendi yaşamlarını ikame etmede kurmuş oldukları organizasyonlar, o gizemli muhteşem doğal dengeye ters düştüğü vakit, zaman makinesinin “düz güdü” çalışan dişlileri, “ters güdü” çevrimiyle tersine dönmeye zorlanır ve böylelikle saatin zembereğinin kırılmasıyla zaman durur; daha doğrusu durmaya zorlanır. Zaten bu zorlayıcı yapay güce kavramsal olarak “statüko” diyoruz. Ancak zamanı hiçbir yapay-statik güç durduramayacağına göre bu sefer zaman, yıkarak, kırarak, dökerek ve bozarak ilerler, ilerlemek zorundadır.

    ***

    İşte bu gerçeklerden yola çıkarak iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel yapılarda, “idari-yönetsel” manada dengenin sağlanması demek, sistemleri demokratik kılan “denge” ve “denetleme” mekanizmalarının doğasına uygun işlemeleri demektir. Bu düşünceden hareketle, herhangi bir sistemi toptan reddetmek ya da koşulsuz kabul etmek yerine, sistemlerde olmazsa olmazın denge ve denetleme olduğunu görmek, idrak etmek gerekir. İsteriz ki sistem üzerine yapılan tartışmalara denge ve denetlemenin doğal mantığı damgasını vursun; böylelikle de demokratik, adil, özgürlükçü bir sistemi savunmuş olalım ya da niyetimizin bu istikamette olduğunu kanıtlayabilelim.

    ***

    Bu bağlamda sistem tartışmalarında bütüncül bir yaklaşıma veyahut bakış açısına ihtiyaç var.

    Sistem içindeki her bir kurum ya da güce verilen yetkinin diğer bir kurum ya da güç tarafından nasıl kısıtlanacağını, dolayısıyla da nasıl denetleneceğini tartışmamız vazgeçilmez bir yöntem olmalıdır. Örneğin; yasama organının yürütmeyi denetleyebilmesi için bu iki organın iç içe değil de birbirinin zıddı, yani biri ötekini denetleyen ve de kısıtlayan/frenleyen, “denge ve kontrol” mekanizmaları olarak iki zıt kutup şeklinde çalışan kurumlar olarak dizayn edilmeli.

    Karşılıklı “denge ve fren” simetriği kendi doğal mecrasında işlerlik kazandığı vakit, sistem, kuvvetler ayrılığından da öte “kuvvetler zıtlığı” şeklinde dengelenen bir yapıya dönüşür; tıpkı kâinatın yaratılışında var olan ve birbirine uyan, itaat eden o matematiksel ahenk ve düzen gibi. Ve o muhteşem uyumun izdüşümleri, insanın yaşam pratiğine ne oranda yansıyorsa-yansıtılıyorsa, ancak o zaman o oranda sistem demokratik sayılabilir.

    ***

    Böylelikle başkanlık sisteminin temel mantığını yakalıyoruz; En üst düzeydeki bu temel mantık, yürütme organını temsil eden başkanın, yasama organını fesih yetkisi olmadığının simetriğinde, yasamanın da güvenoyu uygulamasıyla başkanı düşürme yetkisinin bulunmadığı dengesidir. Yani; karşıt eleştiri sahiplerinin dillerden düşürmedikleri ve dört elle sarıldıkları “kuvvetler ayrılığı” kavramından da öte, kuvvetler zıtlığı formu şeklinde çalışan ve karşılıklı “denge-kontrol” mekanizmasıyla dengelenen, aynı zamanda “krizlere” karşı da kendini ayakta tutabilen bir sistem.

    Elbette ki böyle bir yapılanmada, yasama organının oluşumunda asli unsur olan siyasi partilerin demokratikleşmesi de kaçınılmaz olacaktır. Ve de bunun da simetriğinde var olması gereken ve vatandaşların oylarının temsilcilerinin sandalyelerine çevrilme mekanizması olan seçim sisteminin de.

    ***

    Kısaca demeye getiriyoruz ki "idari-yönetsel sistemler" kâinatın şaşmaz kuralından bağımsız değildir, ancak sınırlıdır. Yani yönetim sistemlerinde "tam denge" sağlanamaz; bu güç kozmik dengeyi yaratana aittir.
    Bu da demektir ki, kendi iradesi altında kurmuş olduğu sistemlerde dengenin sağlanması konusunda caba sarf eden insanoğlu, elindeki sınırlı sayıda olan olanaklarla yaşamını sonsuza dek sürdüremez; yani kendisinin bir üretimi olan mekanik dengeyi sağlamada kullandığı araç ya da faaliyetlerine etki eden "bileşke kuvvet" veyahut “güç” vektörü ile "bileşke moment" vektörünü sonsuza tek sıfırlayamaz.
    O halde tam ve kusursuz "demokratik" bir sistem yoktur ve kurulamaz, ancak denge hali ne kadar mükemmele, ne kadar sıfıra yaklaşırsa, o kadar mükemmel demokratik bir sistem kurulabilir. Yani, sorun; “idari süreci yöneten iktidar ile yönetim dışında kalan toplum kesimini temsil eden muhalefet arasındaki dengenin ne kadar mükemmel sağlanabilmesidir.”
    Bunun da doğruluğu kanıtlanmış laboratuvarı "Başkanlık Sistemi"dir. Şöyle ki;
    Merkez güç olan "Kongre"nin, bileşke kuvveti ve bileşke momenti "Temsilciler Meclisi" ile "Senato"dur. Bu iki kurumun vektörel etkisi, "Check-Balance", yani denge ve fren etkisiyle kongre üzerinde işlev görür. 
    Ve bir uçta bu bileşkenin üst kurumu olarak oluşan “kongre”, diğer uçta ise oluşan bu dengeyi gözeten/yöneten "Başkan" vardır.
    Denge hali ne kadar mükemmel sağlanabilmişse, başkan da o kadar mükemmel bir yönetim sergiler. Bunun dışında bir "LÜKSÜ" yoktur.
    Elbette ki bu açıklama işin özeti; sistemin çok daha teknik ve mekanik ayrıntıları vardır.
    ***

    Başkanlık sistemi ile ilgili ilk makalem 2011 yılında yine bu köşede yayınlanmıştı. Sistemin daha teknik ayrıntılarına değinmiştim karınca kararınca ve bu dördüncü makalem. Yazı başlığından da anlaşılacağı üzere, konuya, yöntem olarak çok sıkça başvurduğum değişik bir acıdan yaklaşmaya çalıştım.

    ***

    Geride bıraktığımız 6 yıl içinde konu ile ilgili yeterli bir kamuoyu bilinci maalesef oluşamadı.

    Hele de siyasi parti kadrolarının hâlihazırdaki sistem tartışmalarında bütüncül bir yaklaşım ya da bakış açılarının hemen hemen hiç olamayışı, tartışmaların sığ ve dar bir eksende ilerlemesine neden olmakta, böylelikle de ana hedef saptırılmaktadır. Elbette ki bunun sonucunda ise, vatandaşın azımsanamayacak bir oranı “kararsızlar” ordusuna evrilecektir. Aslında bu oran, idari süreci yönetenler ile yönetim dışında kalan muhalefet kesimi arasındaki “asimetrik” durumun, ağırlık merkezi üzerindeki negatif etkisinden dolayı “Merkezi Denge”nin sağlanamadığını gösterir.

    Hayırlısı…

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim