• BIST 104.697
  • Altın 146,590
  • Dolar 3,4725
  • Euro 4,1668

    Başkanlık Sistemi Üzerine (2)

    10.02.2015 13:55
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    İlkini 23 Şubat 2011 tarihinde yazmıştım yine bu sayfada. Aradan tam da dört yıl geçti ve ne yazık ki “başkanlık sistemi”, ülkemizde uygulanabilirlik acısından kamuoyunda yeteri derecede tartışılmadı ve sağlıklı haliyle anlaşılamadı.

    Bunun doğal sonucu da sistemle ilgili bilinçli bir kamuoyu oluşmadı.

    ***

    Öncelikle bir gerçeği ifade etmekte yarar var.

    İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış hükümet ya da yönetim sistemleri yoktur; belli bir iktisadi, siyasi ve sosyolojik bünyeye “uygun” ya da “uygun olmayan” hükümet veyahut yönetim sistemleri vardır.

    Başkanlık ve parlamentarizm ikilisi arasındaki tercih sorunu, “etkili hükümet” arayışında “siyasal-kurumsal” faktörlerin etkisel analizleri yapılırken hak ettiği değeri görmelidir. Ancak bu düzeyde yapılacak hiçbir “doğru” tercih, her derde deva sihirli bir formülün bulunması anlamına gelmeyeceği gibi, hiçbir “yanlış” tercih de, demokratik sistem acısından her şeyin sonu olarak değerlendirilmemelidir. Önemli olan her kurumsal yapının “demokratik” zeminde yeşermesine uygun toprağı yakalamaktır.

    ***

    Kuvvetler ayrığı ilkesi, hızlı karar mekanizmaların oluşması, yönetimde adil ve istikrarlı bir yapı, temsilde adalet ilkesi ve koalisyon tehlikesi ya da sakıncaları üzerine hazırlamış olduğum birinci yazımda, sistemle ilgili belirtmeye çalıştığım yönlerini tekrar etmeyeceğim.

    Şimdi ise Türkiye’de uygulanabilirliği yönüyle en çok eleştiri konusu olan “güç” ve kullanımının sonucunda; “… bir diktatörlüğe götürür” türü ucuz ve haksız eleştirilere karşı bir araştırmam söz konusudur.

    ***

    Bir kere başkanlık sistemi sadece devlet başkanının halkoyuyla seçilmesinden ibaret bir sistem değildir. Devlet başkanının sadece halkoyuyla seçilmesi durumu, sistemi “başkanlık sistemi” yapmadığına göre, bu iki sistemi temelde ayıran özellik, yürütme organının biçimi ve rolü ile “gücün paylaşımı” ile ilgili “denge” unsurlarını da içermiş olduğunu görürüz.

    Başkanlık sisteminde,  yürütme organı ile yasama organının iç içe geçmediği ve her iki organın da ayrı ayrı halkoylamalarıyla seçildiklerini görürüz.

    O halde sistemin “güç” ve “denge” parametrelerinin analizinde başkanlık sisteminin kalbi konumunda olan “gücün paylaşımı” ilkesini ele almak gerekiyor.

    Bu itibarla istikrarlı ve adil bir yönetim arayışının temelindeki “kontrol ve denge” düşüncesi anlaşılmaksızın, başkanlık sisteminin temel mantığını kavramak ve sistemin işlemesine uygun koşulları saptayabilmek olanaksızdır.

    Örneğin başkanlık sisteminde devlet başkanı, bazı durumlarda “yürütme”, ama bazı durumlarda “yasama yetkisi” de kullanır; bir yasanın veto edilmesi gibi. Bu konum ya da durum bir güç ve kullanımını ifade eder ve bir ucunda başkan vardır. Ancak diğer ucunda ise “güç”ün ikinci ayağı olan “kongre” vardır ve kongre hem başkanın atamalarını “onaylamak” gibi yürütme yetkisine sahip olurken, “Başkan’ı görevden almak” gibi “yargı” gücünü de kullanabilmektedir.

    ***

    Ayrıca her iki güç ayağını da denetleyen bir “denge güç” konumunda ve gücün üçüncü ayağı olan “yüksek mahkeme” vardır ve bu mahkeme, hem kanunları yorumlayarak yasama görevi yapmakta, hem de kanunlar konusunda yürütme görevi üstlenmektedir.

    İşte olabildiğince sistemi demokratik kılan ve kuvvetler ayrılığından da öte, “kuvvetler zıtlığı”, ya da iki yasama organının kendi aralarındaki ve başkan ile ilişkilerinde, karşılıklı “güç ve denge” mekanizmasından doğan ya da ortaya çıkan güçlü bir sistem.

    Böylelikle her iki birim, yani başkan ile temsilciler meclisi ve senatodan oluşan “kongre”, birbirini karşılıklı olarak denetler. Sistemde “check and balance-denge ve fren” denen mantık budur ve bu mantık, aynı zamanda suistimalin ve makamı kötüye kullanmanın önleyici mekanizmaları da kendiliğinden oluşturmuş olur.

    ***

    Modern toplumlarda, “güç paylaşımı”nın dengeli ve demokratik bir düzlemde oluşması için güçlerin ayrılığı prensibinin son derece iyi işlemesi şarttır.

    Başkanlık sisteminde “kongre” ile “başkan”ın ayrı partilerden oluşması halinde, iki kurum arasında bir çekişme yaratsa dahi, sistem, ortak noktada birleşme ve bu ortak noktayı tartışarak bulmayı da beraberinde getirmektedir. Bu durum ise, farklı çoğunlukların birbirlerini denetleyerek dengelediği bir çoğunlukçu yapıya dönüşen “kuvvetler zıtlığı”nın doğal bir tezahürüdür.

    ***

    200 yılı aşkın bir süredir olabildiğince aksamayan Amerikan demokrasisi, başkanlık sistemi uygulamalarından en başarılısı ve birçok ülkenin bu sisteme yönelmesinde ilham kaynağı olma özelliği ile dikkatleri çekmektedir. Bu sistemi anlamadan, bilmeden kafasından atıp tutan kişi ya da gruplar, öncelikle ABD’deki işleyişini anlamaya çalışması kaçınılmazdır.

    Ülke yönetiminde zaman zaman çıkan tıkanıklıkları sadece sisteme bağlamak yanlıştır. Kaldı ki parlamenter sistemin en bariz örneği İngiltere’de bile sistem, hükümeti, yani yürütmeyi aşırı derecede güçlendirmekte ve kongrenin, yani “avam kamarası”nın çoğu yetkilerini ve bağımsızlığını azaltmaktadır.

    Örneğin; ABD’de başkan Nixon döneminde patlak veren Wotergate Skandalı hakkında yazılar yazan eski bir İngiliz politikacısı; “Böyle bir skandalın İngiltere’de olmayacağını düşünmeyin, olur ama belki hiç duymazsınız” der.

    Bu durumda izah edilmek istenen şey, başkanlık sistemine karşılık, parlamenter sistemde “başbakanın yapacağı bir hatanın asla bilinemeyeceği” tespiti ve görüşü hakimdir. Yani parlamenter sistemde, yürütme ve yasama birlikte hareket ettiklerinden karşılıklı olarak birbirlerinin eleştirisini ve bunun akabinde denetlemesini beklemek, çok nadir görülse de sistemin doğasıyla pek bağdaşmaz.

    İşte başkanlık sisteminin özünü teşkil eden bu özelliğiyle, yasamayı ve yürütmeyi birbirinden ayırır, her iki birimin birbirini karşılıklı denetleyebilmesinden dolayı “demokrasi” adına avantaj olarak kabul edilir.

    ***

    Tarihsel gelişimi oldukça eskiye dayanan başkanlık sisteminin ilk nüveleri Homeros’a dayanır. Tanınmış ünlü Antik Yunan yazarları olan Isocrates, Platon ve Aristoteles tarafından kuramsallaştırılmış, klasik dönemdeki son temsilcisi olan Cicero’da parlak bir şekilde ifade bulmuştur.

    Ancak modern anlamda teknik ve uygulanabilirlik pratiğiyle ve Amerikan başkanlık sisteminin oluşmasına ilham kaynağı olma özelliğiyle ilk kez Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde hayat bulmuştur.

    ***

    Asrın başında Osmanlı tarih mirasından yeni tanım ve yapılanmalara dayalı, dış görünüşe göre bir “ulus-devlet”, iç yapılanması konumuyla da aslında dış bağlantılı ve iç sömürüye dayalı bir “bürokratik-oligarşi” şeklinde örgütlenerek çıkan bir Türkiye Cumhuriyeti, 21 inci yüzyılın başında bu mirasın “ekonomik-politik-kültürel” bağlamında, bu sorumlulukları ile tekrar yüzleşmek zorunda kalmıştır.

    Şimdi ise bu sorumlulukların üstesinden gelme niyetiyle bir strateji geliştiren Türkiye, ana hedef olarak yapısal ve kurumsal olarak “demokratikleşmek” zorunluluğuyla karşı karşıya kalması kaçınılmazdı. Ancak bu stratejiye doğal olarak ana bünye üzerinde biriken “vesayet” kalıntılarıyla direnen iç ve dış oligarşik mihrakların engellenmeleriyle karşılaşacağı da kaçınılmazdı.

    Bu itibarla tüm bu engelleri ortadan kaldıracak ve hedefine ulaşacak bir Türkiye, ancak bir sistem değişikliğiyle, yani güçlü bir başkanlık sistemiyle oluşacak yeni bir kurumsal yapıyla bunu başarabileceği de kaçınılmazdır.

    ***

    Bu noktada siyaset biliminin ve anayasayla hukukun değişmez altın kuralı ile karşı karşıyayız; “Sistemler ne olursa olsunlar, demokratik kurumlar ve toplumun bu yönde gelişmiş kültürü ile beslenmediği takdirde başarılı olamazlar.”

    Eğer bu geçiş sürecini iyi değerlendirip, yani yeniden yapılanma dönemini başarılı ve verimli bir şekilde sürdürebilir, akabinde de bitirebilirsek, hiç kimse başkanlık sistemine geçişe itiraz etmeyecektir. Çünkü başkanlık sistemine yapılan eleştirilerin çoğu, Türkiye’nin başkanlık sistemine hazır olmadığı yönündedir. Ancak bu eleştirilerin çoğu, ağırlıklı olarak kasıtlı yapılmakta ve eski yapıların vesayet kurumlarını işleterek kopardıkları küçük kıyametlerle sistem değişikliğini engelleme girişimleridir. Bu durumu da halka; “…diktatörlüğe götürür”, ya da “…ülkemiz şartları müsait değildir” gibi bilimsel bir temele dayanmayan propagandalar şeklinde yapılmaktadır.

    Bu tür eleştiriler, hiçbir maddi dayanağı ve mantıki açıklaması olmayan, her türlü samimiyetten ve bilgiden yoksun, boş, ancak bazı kulaklara hoş gelen kuru laflardan ibarettir.

    ***

    Özlemini duyduğumuz tüm demokratik kurum ve kuruluşlarının işlerlik kazandığı “demokratik bir Türkiye” de buluşmak üzere…

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim