• BIST 97.859
  • Altın 145,775
  • Dolar 3,5783
  • Euro 3,9984

    'Aynı Nehirde İki Kez Yıkanılmaz'

    16.08.2015 17:38
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Efes’li Filozof Heraklitos’e ait ve aslı; “aynı nehirlere girenlerin üzerinden farklı sular akar” olan sözdür.

    Değişimin sürekliliğini vurgulayan Heraklitos, nehir misalini özellikle vermiştir ki, sürekli aktığından aynı kalmadığını en körelmiş zihinler bile kavrayabilsin.

    Evrende her şey değişir, hiçbir şey aynı kalmaz, her şey akar, hareket eder. Bu nedenle aynı nehre bir kez daha girdiğinizde, su da aynı değildir, siz de eskisi gibi değilsiniz ve değişmişsinizdir.

    Tanrı insana aynı zamanda, aynı mekânda, aynı şartlardaki bir fırsatı yalnızca bir kez verir.

    Onu değerlendirip değerlendirememek insanın elindedir. Benzer bir fırsat geldiğinde ise, ne ortam ne de siz aynı değildir artık. Yani alınması gereken ders, zamanında alınması gerekir.

    ***

    12 Eylül 1980 tarihi bir Cuma günüydü. 20’li yaşlarda genç bir delikanlıydım ve o gün Ankara’daydım, o dönemki adıyla İmar İskân Bakanlığı’nda o gün işe başlayacaktım.

    Evet, çok ilginç bir gün benim için ve olasılığı çok düşük bir rastlantı; 12 Eylül 1980 Cuma günü işe başlama yazımı almak için o sabah bakanlığa gidecektim.

    Tayin belgem bir önceki gün imzalanmıştı; Bakan Rahmetli H.Turgut Toker tarafından.

    Ulus semtinden Ankara Kalesine çıkan Anafartalar Caddesi üzerinde, tanıdık bir hemşerimize ait otelde kalıyordum. Sabahleyin apar topar kaldırıldık otel görevlilerince ve odanın penceresinden caddeye, Anafartalar’a bir baktık. Etrafta kimsecikler yoktu, sokak kedileri dışında. Bu sefer arka pencereden aşağıya, İtfaiye Meydanına bir göz attık, esas manzara orada; TSK’ya ait bir tank ve çevresinde makineli tüfeklerle dolaşan askerleri gördük. İlk kez görüyordum ömrümde, ülke savunmasında kullanılan askeri silahların kışla dışında, sivil insanların dolaştığı bir alanda.

    Lobiye indiğimizde ise, otelin tek olan renksiz televizyonunda Kenan Evren, kendi manifestosunu okuyordu, etrafını saran diğer generalleriyle birlikte; “…yönetime el koyduk” diye.

    ***

    İşim olmadı, Evren’in Konseyince rızkım kesildi Ankara’dan, benimle birlikte çokça insanın başına geldiği gibi…

    Ancak terör de kesildi, 5 bine yakın gencimizi kaybettiğimiz terör eylemleri her ne olmuşsa aniden, birden bire durdu, hem de bıçak gibi.

    Peki, ne oldu da bu gençler, parmaklarını ellerindeki silahların tetiklerinden bir anda geri çekti?

    Yoksa dümen başkasında mıydı da, birden demir attı istediği limana geldiğinde?

    Tetikte olan, gençlerin sadece parmakları mıydı acaba?

    Hipnoz edilen beynin gövdesi, başka bir zihnin ve gücün denetimine geçmiş, istenilen yöne ve ortama yönlendirilen bir “uyur-gezer” ordusu yaratmak suretiyle hedeflenen stratejilere ulaşma yöntemleri miydi tüm olup bitenler?

    Eğer öyleyse, neydi bu stratejiler ve ne oldu yapılan askeri darbenin hemen ardından?

    ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Türkiye Masası Sorumlusu Paul Hanze askeri müdahaleyi haber alırken, haberi ulaştıran diplomatın; “your boys have done it-senin çocuklar işi bitirdi” anlamındaki sözü ne demekti?

    ***

    İç sömürü oligarşisine yeni bir ivme kazandıracak olan 24 Ocak kararlarıyla ülkenin ekonomik-politiği yeniden dizayn edildi.

    Dış politikada ise Yunanistan, Nato’nun askeri kanadına girdi, Türkiye’nin Yunanistan ile onca sorunlarına rağmen, karşılıksız, mantıksız ve cömertçe verdiği “evet” oyuyla.

    1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi üzerine, NATO güney kanadının en önemli üyelerinden biri olan Türkiye'nin önemi ABD politikaları için vazgeçilmez bir hal alıyor, bu durumda ABD’nin Türk politikasına ve yönetimine yön verme çabaları yeni bir başlangıcı zorunlu kılıyordu.

    Ve böylelikle, Afganistan merkezli uyuşturucu ve silah kaçakçılığının, Ortadoğu merkezli petrol ve doğalgaz rezervlerinin Türkiye üzerinden batıya ulaşacak kulvarın denetimi ve kontrolü için ABD merkezli batının, Türkiye’nin omuzuna basması gerekiyordu.

    Bunun gerçekleşmesi içinse, 3.sınıf militer kadroların iş başında olmaları gerekiyordu.

    ***

    Gülen Düşünceler ’inde Bernard Shaw; “Her söylediği yanlış olan bir subayı, hemen general yapmak gerekir; her söylediği doğru olur o zaman” demişti vaktiyle.

    Halk nezdinde güvenilirliği yüzde 97’ye tırmandırılıp ilahlaştırılan bir kurumun 12 Eylül sonrası hazırladığı Beyaz Kitap’ında; Kürtlerin, ‘Dağ Türkleri’ olduğu ilan edilmişti.

    Ve böylelikle günümüze dek süregelen bir terör örgütünün alt zemini hazırlanmış oluyordu.

    ***

    Sadece kendi ülkelerinin ulusal güvenliğini korumak amaçlı kurdukları konseylerde görevli Paul Hanze benzeri profesyoneller, bakın neler yapıyorlar şu günlerde;

    15, 16, 17 yaşlarında olanlar da dâhil, Kürt gençlerini örgütlerinden (PKK, ya da diğerleri…) parayla kiralıyorlar. Onları gruplara ayırmak suretiyle Işid’in üzerine sürüyorlar yem olarak. Bu sefer Işid’i harekete geçiriyorlar ve gencecik çocukların üzerine saldırtıyorlar. Ancak bu grupların aralarına az da olsa birkaç “teknisyen” karıştırıyorlar ki, ellerindeki uydu telefonlarıyla koordinat bildiriyorlar. Uçaklar da gelip “güya” Işid militanlarını vuruyor. Ancak ölen Kürt çocuklarıdır ve tabutları, teşhir için ardı ardına sınırda sıralanır.

    Ve bir örgüt, -örgütten kastım, PKK veyahut HDP, hiç fark etmez- bu çocukların, profesyonellerin oltalarında yem olduklarını kabul edip bununla övünür, üstelik de işe yaradıkları kanıtlandığı için de sevinir. Yeni hizmetler içinse kendini önerir.

    Ve ardından liderleri Brüksel’e, oligark merkezlerine koşarlar, yeni stratejiler belirlemek için.

    ***

    Terör örgütleri faaliyet gösterdikleri ülkede can ve mal kaybı, korku ve kaos yaratarak faaliyet gösterirler, ancak esas işlevleri, onu kuran, kurgulayan, denetim altında tutan ve kontrol eden güçlerin “siyasi stratejilerini”, ya da hedeflerini yansıtırlar.

    Nedir bu strateji, ya da hedef?

    Ak Parti, İşbirlikçi İstanbul sermayesinin çıkarları doğrultusunda CHP ile bir koalisyona zorlamak, şayet bu gerçekleşmezse, sorumluluğunu cumhurbaşkanı Erdoğan’a yamatıp olası bir erken seçimde yüzde 41 olan itibar ya da güvenilirliğini daha da aşağılara çekmek.

    ***

    Nitekim geçtiğimiz pazartesi günü Türkiye, yurdun sadece doğusunda değil, batısında da, aynı anda terör eylemleriyle karşılaştı; PKK ve hiçbir organik bağıntısı olmamış gibi görülen DHKP-C ile.

    İncirlik üssünün ABD ile ortaklaşa, Işid’e karşı kullanımı kararından sonra ABD İstinye Konsolosluğuna yapılan saldırı ve en önemlisi terör eylemlerinin gerçekleştiği günün akşamı, olası Ak Parti-CHP koalisyonu için Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun görüşmesi gerçekleşecekti

    Ve de aynı gün paralel çete üyeleri olan iki savcının, ülkeyi terk eden görüntülerin yayınlanacaktı.

    ***

    Ancak bu görüşmeden istenilen koalisyon çıkmadı.

    Yani efendim, olup bitenin anlamı şu; “Türkiye teröre teslim olmadı.”

    12 Eylül 1980’de olduğu gibi olmadı. Yani tarih tekerrür etmedi, etmedi ama tarihten tecrübe çıkaran ve küresel oligarkların kendi güvenlikleri için kurdukları güvenlik masalarındaki şeflerin “zoka”sını yemeyen lideri sayesinde etmedi.

    Etseydi, yani profesyonellerin ve yerli işbirlikçilerinin istedikleri koalisyona evet denilseydi ne olacaktı?

    Terör büyük bir ihtimalle dururdu göstermelik olarak, tıpkı 12 Eylül 1980 sabahı olduğu gibi, hem de bıçak gibi.

    Ancak, Türkiye’nin gelişim dinamosu da anında çökerdi.

    Peki, ne demek “gelişim dinamosu”nun çökmesi?

    Yerel ve evrensel süreçleri doğru okuyan, bu süreçler arasındaki koordinatları belirleyen, belirlenen bu koordinatların ülke içi gelişim dinamikleriyle bağıntılarını kuran, bölgesel entegrasyonu, kalkınmayı öne çıkartan, güçlü ve her alanda bağımsız politikalar güden bir “idari-yönetsel” yapının çökertilmesidir.

    ***

    Ne var ki bu böyle olmayacaktır ve Efesli Heraklitos’ın mesajı ilk kez doğru okunmuştur Türkiye’de, yüzyıllardan sonra;

    Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.”

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim