• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021

    Asgari Ücretin Ekonomik-Politiği(2)

    10.01.2016 09:49
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Asgari Ücret: “Bir günlük çalışma süresi için ödenmesi zorunlu olan en az ücret” şeklinde tanımlanır.

    Hiç kuşkusuz önemli olan ülkede yaşayanların, çalışanların, üretime katkıda bulunanların emeklerinin karşılığını almaları, bunun için belirlenen asgari ücretin insanca yaşamak için, insanlık onuruna yakışır bir şekilde yaşam koşullarına imkân vermesidir.

    Asgari ücretin artırılması büyük ölçüde o ülkenin “üretim yapısı”na bağlıdır. Bu da doğal bir ekonomik yasadır. Ancak, hiç şüphe yok ki bir ülkenin üretim yapısının bozuk oluşunda, işçinin emeğinin bir suçu yoktur.

    Örneğin, bir ülkenin üretim yapısı Hindistan’da üretilen şeker kamışı ürününe dayalı ise, o ülkenin işçisi, Hindistan işçisi kadar asgari ücret alır. Yine üretilen ürün, Avrupa ülkelerinden birinde üretilen makinenin veyahut otomobilin benzeri ise, o ülkenin işçisi, örneğin Almanya ‘da çalışan işçinin aldığına benzer bir ücret alır.

    ***

    Çok doğaldır ki çalışanlar asgari ücretin artırılmasını, işveren kesimi ise tam tersi artırılmaması şeklinde bir beklenti içinde olabilirler. Bunun için hemen hemen her ülkede asgari ücretin miktarını-hakem olarak-devlet karar verir.

    Devlet bir yönüyle işçiyi memnun etmek için asgari ücreti artırmak ister ancak, asgari ücretin yükselmesi sonucu ülkede işsizliğin artmasından, üretimin gerilemesinden, üretilen mal ve hizmetlerin maliyetindeki artış nedeniyle rekabet imkânının yok olmasından çekindiği için asgari ücreti “dengelemeyi” yeğler.

    Görüldüğü gibi ülke ekonomisini etkileyen genel anlamda bir “fayda-maliyet-üretim” zincirinden söz edebiliriz. Yani bir işyerinde, üretim zincirinde yer alan bir işçiye yapılan artışın üretilen malın maliyetine etkisi başka, ücretlerin artmasıyla ekonomi genelinde işçilik maliyetinin artmasının işletme maliyetine etkisi başka.

    ***

    Ülke ekonomisinin genelinde, işçi ücretlerinin artmasından dolayı işçilik maliyeti artınca, işletmelerde kullanılan üretim girdilerinin maliyeti de artar. Yani çift yönlü bir etki söz konusu; işçilik maliyetinin hem “doğrudan”, hem de üretimde kullanılan girdiler nedeniyle de “dolaylı” bir yükü mevcut.

    Ayrıca, asgari ücretin artırılması sonucu oluşan bu çift yönlü etki, zorunlu olarak da asgari ücretin dışında kalan tüm ücretlerin aynı ölçüde olmasa bile, bir miktar artışları sağlanarak bir “iyileştirme” etkisini de beraberinde getirir.

    ***

    Bütün bunların daha açık anlamını, neyin ne olduğunu sıradan bir okurun anlayacağı şekle getirmek için bütün kapıları açan ve adeta bir “İngiliz Anahtarı” niteliğinde olan “üretim” kavramını ve bu kavramı etkileyen unsurlara bir göz atmak gerekiyor.

    Üretim, “katma değer” yaratmaktır. Katma değer ise, üretimin her aşamasında “girdi” fiyatı ile “çıktı” fiyatı arasındaki farktır, ürüne her aşamada eklenen değerdir.

    Katma değeri; “kira”, “emek”, “sermaye” ve “girişimci” aralarında paylaşır.

    Emeğin payı “ücret”tir. Sermayenin payı “faiz”dir. Girişimcinin payı ise “kar”dır.

    (Faiz ille de banka faizi değildir, paraya beklenen getiridir.)

    Eğer paranın getirisi olan faiz yetersiz ise, üretime para gitmez. Buna karşın eğer kar oranı düşük ise, bu sefer girişimci yatırım yapmaz, dolayısıyla da işçi çalıştırmaz.

    ***

    O halde sorun, katma değer yaratmada yatıyor demektir.

    Peki, katma değer artmıyor aynı kalıyorsa, ücret artışı olur mu, olursa nereden karşılanır?

    Bu sorunun cevabı hazırdır; katma değerden emeğin karşılığı ücrete gidecek payın artması için girişimcinin karını azaltması gerekir.

    Peki, girişimcinin karının azalması ne demektir, daha doğrusu neyi doğurur?

    Kuşkusuz bu durum, işletmelerin satışlarında, öz sermayesi veyahut aktiflerinde bir azalmaya neden olacaktır. Bu Durum ise, yeniden yatırımların durmasıdır. Yatırımların durması, ülke kalkınma hızının düşmesidir. Yine bu demektir ki, yeni istihdam kapılarının kapanması, yani işsizliğin artmasıdır.

    ***

    Demek ki, katma değer ne kadar yüksekse, katma değerden emeğe o kadar daha çok pay ayrılabilme imkânı doğar.”

    Öte yandan, asgari ücret ödenen işyerlerinde, işçinin cebine giren ile işverenin cebinden çıkan para aynı değildir. Aradaki fark işverence ödenen vergi ve sosyal sigorta ödemeleridir. Yani asgari ücret için işverenin cebinden çıkan para, işçinin net maliyeti değildir. Vergi ve sosyal sigorta giderlerinden başka, işçiyi, işyerine taşımak, yemeğinin faturasını ödemek ve değişik sosyal imkânlar sağlamak gibi işveren tarafından karşılanan ek giderler de mevcuttur.

    ***

    Ülkemizde özel sektörde sayıları 5 milyonun üzerinde olan asgari ücretli çalışan vardır. 1 Ocak’tan itibaren asgari ücrete yapılan 300 lira zammın faturası işverene 437 lira olarak yansıyacak. Daha açık bir deyimle, işçinin cebine 300 lira daha fazla ücret girmesi için işverenin cebinden 437 lira çıkmış oluyor. Yani işveren, 1 Ocak tarihinden önce asgari ücretliye 1496 lira öderken, bu miktar 1 Ocak’tan itibaren 1933 liraya çıkacaktır.

    Burada devlet ancak, artan gelir vergisi oranında asgari ücrete zam yapılması durumunu “denge” hali olarak tercih edecektir. Eğer bu artış yeterli değilse ve ücretlere daha fazla zam söz konusu ise, işveren kesime sorun olma aşamasına gelen vergi ve sosyal sigorta artışlarının bir kısmını üstlenme durumuyla sorunu aşmaya çalışacaktır.

    ***

    Görülüyor ki sorun, daha fazla “katma değer” yaratmadan geçiyor.

    Yani daha fazla “üretim.”

    Onun içindir ki;

    Henüz bir hukuk devletine evrilemeyen” idari-yönetsel” yapının, yani devletin, kendi menfaatine uyan bir miktarı “denge ücreti” olarak önermesine;

    Evrensel anlamda rekabetçi iş gücü piyasasının temel ilkeleri yerine, kendi dünyalarını bir iç sömürü oligopollere çevirmek isteyen iş çevrelerinin de sadece kendisinin belirlediği ücreti dayatmasına;

    Ve teknik anlamda hiçbir donanım ve kalifiye kazanımı olmayan, “eğitimsiz-vasıfsız” bir işçinin de istediği ücreti alma lüksüne sahip değildir.

    ***

    Yani efendim; “Hem şoför mali, hem yirmi beş kuruş, hemi de gurban, geçerken çeşme başında hele bir dur da emmi gızını görem.”

    Yok, öyle yağma…

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim