• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356

    Arap-Ortadoğu Baharı ve "Tawistock”

    22.10.2012 10:25
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

              2010 yılında Kuzey Afrika-Arap dünyasında başlayan, akabinde Ortadoğu coğrafyasında Suriye ile devam etmekte olan ve bölgede şimdiye dek yaşanmış en büyük halk hareketlerine verilen ortak addır Arap Baharı. Ve hala izaha muhtaç bir terim olma özelliğini taşıyor, aradan iki yıl gibi bir süre geçmesine rağmen.

             Aslında kendiliğinden-kendi iç dinamiklerin işletilmesiyle oluşan hareketler olmadıkları, buna karşılık Arap Halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkmış gibi organize dilmiş bölgesel, toplumsal bir siyasi-silahlı bir harekete dönüştürülmüş olduğu kolayca görülür,  gerçekçi gözlüklerle mercek altına alındığında ve arkaya çekilip biraz düşünüldüğünde.

             Protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalar yaratılarak “Arap Halklarının Özgürlük Mücadelesi “ adı altında başlatılan askeri operasyonları,  bir dönemler benzer yöntemlerle ülke yönetimine getirilen işbirlikçi diktatörlerin devrilmesi izledi.

             Velhasıl gerekçe hazırdı. İşsizlik, siyasi yozlaşma, temel haklar ve özgürlükler sorunu, gıda ve yetersiz beslenme koşulları, ifade özgürlüklerin hemen hemen hiç olmayışı, usulsüzlükler ve yolsuzluklar.

             Bunun yanında iyi biliniyordu ki, bu ülkelerde demokrasi kültürünün olmadığı ve bunun yerine elinde silah olan, savunmasız olana istediğini yaptırma kültürünün hâkim olduğunu.

             Ve nihayet Tunus’ta Muhammet Buazizi adında bir vatandaşın kendini yakmasıyla oluşturulan kıvılcımla başlayan bir yıkım süreci. Tıpkı ikinci dünya savaşının bir Sırp’lı öğrencinin öldürülmesi bahanesiyle başlaması gibi.

             Peki, nasıl oluyor da, “belli bir davaya” inanmış, özellikle genç kişilerden oluşan ve sosyal medyanın da işletilmesiyle örgütlenmeyi, dayanışmayı çok kısa bir sürede ve kolaylıkla “mobilize” edebiliyorlar, aynı veya farklı mekânlarda çok büyük kalabalıkları toplayabiliyorlar ve hatta kişinin bu dava uğruna “kendini yakması” sağlanabiliyor?

                                                          ***

             İşte “Tawistok” bunu sağlamanın yollarından biridir ve oldukça ilginç, bir o kadar da inceleme ve araştırmaya değer bir konu olduğunu düşündük ve bu günkü Türkiye-Suriye ilişkilerinin kamuoyunda-haklı olarak- yarattığı karmaşaya da umarız ışık tutar.   

              Tawistock, İngiltere’de bir bölgenin adıdır ve bu adı o bölgedeki bir madenden alır. 

              Bu maden işlenip, kristalize tuz şeklinde suyun içinde eriyik hale getirildiğinde ve çeşitli yollardan insan vücuduna verildiğinde, kişi istenilen yöne, kontrollü olarak yönlendirilmesi sağlanabiliyor.

               Yöntem veya kaynak olarak da batının “psikanaliz okulu” kurucuları olan, Sigmund Freud, Carl Gustav Jung ve Alfred Adler gibi ustaların, Zurich ve Viyana’da kurdukları enstitülerden uzunca bir dönem faydalanılmıştı.

               Tawistock türü maddelerin yardımıyla bir nevi “bilinçaltı kurgulama” yöntemlerinin uygulanmasıyla kişi veyahut kitleler, belli bir yöne ya da istenilen örgütsel şekle sokulabiliyor.

               1916 yılında kuruluyor “Tawiskock” ve ilk önce İngiliz askerlerini savaş travmalarından kurtarıp, normal hayata nasıl yönlendirilebilir amaçlı kullanılıyor.

               Ancak daha sonraları bu örgüt daha da genişletilerek 2005 yılında “QDDR (Demokrasi ve Özgürlüğe Kavuşturma Örgütü) adı altında bir örgüte dönüştürüldü ve başına Hilary Clinton getirildi.

               2006 yılı verilerine göre bu örgütün Belgrat’ta bulunan karargâhında eğitim gören Tunus, Libya ve Mısır”lı- özellikle de gençlerden oluşan- üye sayısı 1200’e ulaşmıştı.

               Konu ile ilgili daha fazla bilgi ve açıklamaya gerek duymuyor ve sonuç olarak; Arap Baharı, petrole sahip İslam Coğrafyasını “destabilizite” etme amaçlı kanlı bir bahar haline gelmiş şeklinden başka bir şey olmadığı gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz.

                                                         ***

               Şimdi ise, Barzani’nin Kuzey Irak petrollerini Türkiye ile anlaşarak, üstelik Irak Merkezi Yönetimine (İran ve dolayısıyla Rusya yanlısı Maliki’ye) sormadan ve aynı zamanda Akdeniz çıkışı konusunda Suriye de atlanarak “exxon-mobil” şirketi ile anlaşıp, Kuzey Irak-Türkiye/ Ceyhan boru hattı projesinin hayata geçmesi konusunda anlaşmaya varılması ve akabinde yine Barzani ile Türkiye’nin Musul ve Kerkük konusunda birlikte hareket etmesi,  İran’ı büyük ölçüde rahatsız edici bir gelişme olduğu şüphe götürmez bir gerçek.  Bunun yanında bir o kadar önem arz eden bir diğer gelişme de, Azerbaycan doğalgazının TANAP projesi ile Türkiye üzerinden AB ülkelerine taşınması projesi ise İran’ın yanında Rusya’nın da kabul edebileceği ya da göz yumacağı bir gelişme değil elbette.

              Bu arada başta Mısır olmak üzere Kuzey Afrika hinterlandının yeniden yapılanma süreci Türkiye üzerinden gerçekleştirme iradesinin ortaya çıkışı ve Obama yönetimli ABD’nin-seçim stratejileri gereği-İsrail’i geri çekip olası bir savaşı önleme atağı bir sürpriz sayılmamalı.

                                                         ***

              Hal böyleyken, bütçe açığının %68’i enerji tüketiminden kaynaklanan bir ülkenin tüm bu gelişmeler ve menfaatler çatışması arenasında tarafsız kalma lüksü yoktur bizce.  Ve Türkiye “Kıt’asal Blok” güçlerle yoğun bir diplomasi savaşı vermektedir.  Suriye ile savaş tuzağına düşmeyecektir, büyük bir olasılıkla. Ancak oynanan satranç oyununda, doğası gereği “karşı hamle” yapma zorunluluğu kaçınılmazdır.

              Hem ucuz elektrik, ucuz doğalgaz ve ucuz petrol tüketeceksin, hem de suya sabuna dokunmayacaksın.

              “Hem çam kenarı, hem yirmibeş kuruş, hemi de gurban çeşme başından geçerken hele bir duruver de emmi gızını görem.”  

              “Yok, öyle yağma” diyor artık herkes.

              “IMF’den borç alıp tatile çıkma” dönemleri bitti artık. Çünkü onlar da artık krizde ve krizden çıkma yöntemleri de pek “insancıl” olduğu söylenemez.

                                                                  ***

              Evet, tüm bu olup biten hengâmelere karşı, varsa bir babayiğitin alternatif bir “stratejik derinliği” buyursun, söylesin.

              Ama eğer yoksa “savaşa hayır” teraneleri vurmanın gereği de yok anlamı da.

              İran-Suriye-İsrail gibi sürekli savaş stratejileriyle beslenen “şeytan üçgenleri”ni-bilerek ya da bilmeyerek- desteklemekle barış yanlısı olunmaz.

       

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    sofistik gurbetci
    02 Kasım 2012 Cuma 19:53
    krizz
    Bütün dünya ekonomik krizde bize daha ne kadar değet gecebilir.. Kötünün iyisiyiz bence..
    94.55.0.168
    A.A
    31 Ekim 2012 Çarşamba 15:50
    BAKAN
    Evet bu memleket imf den borç almak için ithal bakanı bile oldu. gecelik faizlerin % 800 ler de olduğunuda biliyoruz güçlü ekonomi güçlü politalardan gecer. inşaalah suriye konusunda zaafa uğramadan yüzümüzün akıyla çıkarız.
    212.156.86.190
    K.A.
    31 Ekim 2012 Çarşamba 15:43
    BORÇ
    EVET iMF DEN BORÇ ALMAK İÇİN AYALARCA KAPILARINDA YATARDIK ŞİMDİ İSE İMF YE BORÇ VERİR DURUMA GELDİK.
    212.156.86.190
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim