• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019

    ARAKLI’YI YAKMAYALIM!

    09.07.2016 12:24
    Hasan Suiçmez / yazar

    Hasan Suiçmez / yazar

    Birkaç günden beri Trabzon’daki mahalli gazetelerde Araklı ile ilgili dikkat çekici bir haber yayınlanmaktadır! Trabzon Büyük şehir Belediye Başkanı Orhan Gümrükçüoğlu’na aften verilen haberde; Araklı İlçe sınırları içerisinde 340 dönüm arazinin “enerji üreten! Katı atık tesisi yapılmak üzere” Araklı belediyesinden devralındığı belirtilmektedir.

    Başkan Gümrükçüoğlu’na göre, Trabzon bu tesisin yapılması ile enerji üreten katı atık tesisi sahibi olacak! Sayın başkan konu ile ilgili yaptığı değerlendirme de;” enerji üreten katı atık tesisleri bu yıl içinde planlanmış ve önümüzdeki yıl yatırımı gerçekleştirilmiş olacaktır” demiş!

    Ancak sayın başkan insanların sağlığını hiçe sayan ve dünyada çok yüksek teknolojilerle işletilen ve ürettiği iddia edilen enerji dâhil çok büyük masraflarla yürütülebilen böyle bir tesisin çevreye ve insanlara zararlarının ne olacağını düşünmeden, bu konuda yayınlanan bilimsel eleştirileri göz ardı ederek, daha önce Araklı Turp mevkiine yapılması planlanan ancak halkın haklı tepkisi karşısında vaz geçilen “katı atık depolama tesisinin” yerine güya katı atıktan enerji üretecek tesisi yapıyoruz diyerek bu ölümcül tesisi yapmak isteğini ortaya koyarak, Araklı insanını hiçe saydığını göstermektedir.

    Son yıllarda devletten hakkı olan yatırımları alamamanın kırgınlığını yaşayan Araklı İlçesi, şimdide böylesine geleceğini tehdit eden, Araklı da yaşamayı zora sokacak, kanser vakalarını tetikleyebilecek, havamızı kirletecek, sözüm ona birkaç kişinin istihdamı uğruna böyle bir tesisin yapılmasına müsaade edilirse, Araklı dan yakın zaman da göç başlayacak demektir! Bunu bir Araklılı olarak ben söylemiyorum, bilim söylüyor!

    Konu ile ilgili aşağıda yayınlanmış bilimsel bir raporu sayın başkanın görüşlerine sunuyorum. Bu pahalı ve yüksek teknoloji isteyen yatırımı, devamlı kontrol isteyen yatırımı, belli bir süre sonra kaderi ile baş başa bırakılacağı aşikâr olan bu yatırımı madem enerji üretecek, madem şehir ekonomisine katkıda bulunacak, o zaman Değirmendere semtinden kaldırılacak “Çimento Fabrikasının” yerine bu tesisi yaptırmasını öneriyorum. Hem şehrin enerjisi başkanın ifadesine göre buradan üretilir ve hem de taşıma maliyetlerinden kurtulun muş olunur!

    Ey Araklı’nın etkili ve yetkili kişileri, ey Araklı insanı, ey Araklı’nın dışarıda yaşayan değerli mensupları; lütfen bu yanlışa karşı tepkinizi ortaya koyun! Böyle bir tesisin Araklı’ya hiçbir katkısı olmayacağı gibi, zaman içerisinde büyük zararları da olacaktır!

    Sayın başkanın, “katı atıktan enerji üretilecek” ifadesi sadece kamuflajdır!,

    Araklı’yı yakmayalım, yaktırmayalım!

    ARAKLI TURP BAŞARISIZLIĞINI HAZMEDEMEDİLER!

    Bir atık yakma tesisini ‘’kaynak tasarrufu’’ veya ‘’atıktan enerji’’ tesisi şeklinde tanımlamak, halkla iyi ilişkiler sağlamak için yapılmış akıllıca bir söz kamuflajıdır.

    Daha önce Araklı Turp mevkiine yapılması planlandığı halde Araklılıların haklı tepkisi ile vazgeçilmek zorunda kalan “katı atık depolama projesi” yeniden cilalanarak uygulanmaya konulmak istenmektedir ve durum ne yazık ki bundan ibarettir!

    BÖYLE BİR TESİSİN ARAKLIYA VE SAĞLIĞIMIZA VERECEĞİ ZARARLAR:

    BIRAKIN KATI ATIKTAN ENERJİ ELDE ETMEYİ; ATIK YAKMA YASAKLANMALIDIR?

    Genel olarak bu maddeler hakkındaki çalışmalar dioksin hakkında yapılanlardan daha azdır ve bunların formasyonları, salınım ve sağlık etkileri üzerine pek fazla şey bilinmemektedir. Bunlardan bazıları olan hexachlorobenzene (HCB) ve PCB’ler Stokholm Konvansiyonu tarafından Kalıcı Organik Kirletici (KOK) olarak tanımlanmıştır. Bunların bir çoğunun kanserojen olduğundan şüphelenilmekte ve bir kaçının dioksin benzeri zehirli yapıya sahip olduğu düşünülmektedir.

    KÜL TEHLİKESİ

    Eskiden yakmak, atık maddelerden kurtulmanın en etkin yolu olarak kabul edilirdi. Ancak endüstrileşmenin başlamasından bu yana atıkların yapısı çok hızlı bir şekilde değişti. Bugün kimyasalların ve plastiklerin seri üretimi atık yakmayı karmaşık, maliyetli ve çok kirletici bir bertaraf yöntemi haline getirdi. Yakmanın atıkları yok ettiği konusundaki yanlış inancın tersine, gerçekte atık yakma çöp sorununu öldürücü bir kirlilik tehdidine dönüştürmektedir.

    Atık yakma tesisleri çevreye yayılan dioksin, furan, sülfür ve nitrojen oksitleri, kurşun ve diğer ağır metallerin ana ve pek çok bölgede de en büyük kaynağını oluşturmaktadır. Ayrıca atık yakma tesisleri ile sanayiler atık sorunlarının üstünü örtmenin kolay bir yolunu bulmuş oluyorlar ve böylece ürünleri için ‘beşikten mezara’ sorumluluğundan kurtularak kirli ve savurgan üretim süreçlerine devam edebilmekteler.

    Artık atık yakma tesislerine yapılan yatırım, kaynakların yağmalanması olarak kabul edilmekte ve gezegenimizin değerli ve sınırlı kaynaklarını korumada toplumun utanç verici başarısızlığını temsil etmektedir.

    Hem atık yakma tesisleri hem de düzenli depolama alanları atık sorununa yanlış yönlendirilmiş yaklaşımlardır. Atık problemine, engelleyici çözümlere zaman ve yatırım yaparak çözüm aramaktansa, atık yönetim uzmanları ve yetkililer her zamanki gibi bu tür son önlemlere başvurmaktalar. Bu tür baca sonu (end-of-pipe) mühendislik çözümleri ciddi çevre kirliliği ile bağlantılandırılmış olmakla birlikte bunlar kalıcı çözümler olarak adlandırılamaz. Gerçek kalıcı çözüm, düşünce yapısında radikal bir değişim gerektirmektedir. Buna, uygun materyallerin kullanımı ile uygun ürün tasarımı ve tüketimin minimize edilmesi ile atıkların en geniş düzeyde engellenmesi şeklinde başlanabilir. Geride kalan her atık ıslah edilmesi ve üretken ekonomiye dönmesi gereken bir kaynaktır.

    TOKSİK KİRLİLİK

    Atık yakma taraftarları bunun güvenli olduğunu savunmaktadırlar. Fakat gerçekte atık yakma tesisleri birçok bölgede çevreye dioksin, kurşun, civa ve diğer ağır metaller gibi kirleticilerin yayılmasına neden olan en büyük kaynaklardır. Atık yakma tesisleri ayrıca havaya karbon monoksit, karbondioksit, sülfür oksit ve nitrojen oksit ile hidrokarbonlar ve bazı partiküller bırakmaktadır. Kısmen yakılmış atık kimyasalların parçaları yakma tesisinin fırınlarındaki, bacalarındaki ve/veya kirlilik kontrol cihazlarında yaratılan yüzlerce hatta binlerce maddeyle tekrar birleşerek orijinal atığın kendisinden daha zehirli maddelere dönüşmektedir.

    Bilim adamları evsel katı atıkların yakılmasından oluşan zehirli veya potansiyel zehirli 200’den fazla madde tespit etmişlerdir. Henüz tanımlanmamış daha birçok maddenin yayılmış olması çok muhtemeldir. Tanımlanmış olan kimyasalların birçoğu kalıcı veya biyoakümülatif olarak bilinmektedir. Bu kirleticilerin birçoğu kanser, solunum sistemi hastalıkları ve endrokrin sisteminin bozulması gibi çok çeşitli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde hava kirlilik kontrol ekipmanları birçok kirleticinin havaya salınımını azaltmıştır. Ancak bu ekipmanlar uçan küllerin zehirli içeriğini ve miktarını ve diğer artıkların miktarını arttırmıştır. Bunların maliyetlerinin artışından söz etmeye bile gerek yoktur. Daha iyi kirlilik kontrolü ve daha az regulasyon kusuru daha fazla maliyet demektir. Örneğin İngiltere’de resmi bir atık yakma tesisinin ana giderlerinin %30 u atık gaz baca temizleme sistemine gitmektedir. Hollanda’da Amsterdam civarında 1995 yılında kurulan günlük kapasitesi 1800 ton olan bir tesisin maliyeti 600 milyon dolardır. Bu yatırımın yarısı hava kirlilik kontrolü için harcanmıştır. Atık yakma tesislerinin çevreye olan etkileri ile ilgili kamuoyunun endişesi tesis sahiplerini ve yöneticilerini daha yüksek maliyetli kirlilik kontrol cihazlarını devreye sokmaya zorlamıştır.

    Yakma tesisleri ile ilgili emisyon kontrol standartları, ABD’de birçok tesisi kapanmaya ve kalanlarının sahiplerini ve yöneticilerini de eski ve daha kirletici tesisleri yenilemek için milyonlarca dolar harcamaya zorlamıştır. Pahalı kontrol cihazları bulunan bu modern tesisler henüz günümüzün karmaşık evsel kimyasal atıklarından gelen zehirli hava emisyonlarını yok edememekte veya yeteri kadar azaltamamaktadır. Evsel atıkları da içeren doğal ve sentetik maddelerin heterojen karışımı yanma sırasında ve sonunda birçok reaksiyona maruz kalmaktadır. Yeni evsel yakma tesisleri bile zehirli metaller, dioksinler ve asit gazlar bırakmaktadır. Yüksek teknolojiye sahip yakma tesisleri olabilir ama hiç kirletici bırakmayan tesis diye bir şey yoktur.

    AĞIR METALLER

    Metaller yakma sırasında yok olmamaktadırlar. Bunlar çoğu zaman orijinal atığın daha tehlikeli ve konsantre formlarında çevreye salınmaktadır. Yüksek sıcaklıktaki yakma sonucu kurşun, kadmiyum, arsenik, civa ve krom gibi toksik metaller, bunları içeren maddelerden ve piller, boyalar ve bazı plastiklerden çevreye salınmaktadır. Bunlar solunma riski taşıyacak şekilde küçük parçacıklar veya gaz şeklinde salınmaktadır.

    Atık yakma tesisleri, özellikle tıbbi atık yakanlar, büyük miktarda civa yayan kaynaklar olarak etiketlenmiştir. Örneğin ABD de havadaki civa emisyonunun %39’u atık yakma tesislerinden gelmektedir. Dünya ortalaması yaklaşık %29’dur. Civa bir defa çevreye salındığında besin zincirine ve biyobirikime katılan metil cıvaya kolayca dönüşmektedir. Dünya çapında havaya salınımda yakma tesisleri tüm manganez salınımının %21’ine, kurşunun %20.7’sine, antimonun %19’una, kalayın %15’ine ve de selenyumun %11’ine kaynaklık etmektedir.

    Kirlilik kontrol cihazları gaz bacalarından bazı ağır metalleri ayırabilir ancak tamamını ayırmaları mümkün değildir. Bu durumda bile metaller yok olmamakta, havadan küllere nakledilmekte ve nihayetinde çöplüklere bırakılmaktadır.

    Daha sonra bu küllerdeki metaller toprağa süzülerek yeraltı sularına karışabilmektedir. Şu an yakma tesislerinde oluşan küller bazen asfalt ve yol yapımı için kullanılan çimento gibi maddelerle inşaat amaçları için kullanılmaktadır. Bu da ters bir şekilde çevreyi ve insan sağlığını etkileyebilmektedir. Örneğin bu tür metaller konstrüksyon maddelerinden sızabilmektedir. 1994 ve 1999 arasında İngiltere Newcastle’da evsel atık yakma tesisinden elde edilen küller bazı yerel arazilerde ve yollarda kullanılmıştır. Bunların daha sonra çok yüksek miktarda ağır metal içerdiğinin anlaşılması üzerine hepsi tekrar kaldırılmak zorunda kalınmıştır.

    KALICI ZEHİRLER-DİOKSİNLER VE FURANLAR

    Atık yakma tesislerinin en sinsi özelliklerinden birisi yakma süreci içinde tamamen yeni ve oldukça zehirli kimyasallar oluşturmalarıdır.

    Bu dioksinlerin ve furanların (çoğu zaman sadece dioksin denmektedir) arasında oldukça zehirli bileşiklerin bulunduğu bir grup kimyasal bilinmektedir. Bunların arasında insanoğlunun tanıdığı en tehlikeli kimyasal olan TCDD’de bulunmaktadır. Dioksinler klorlu bileşikler yakıldığında oluşmaktadır. Bunların kullanılabilir, faydalı hiçbir yanları yoktur. Ayrıca bu maddeler içinde kanser, erkek ve kadındaki üreme problemleri, sağlıksız cinsel gelişim, bağışıklık sistemi sorunları, diyabet, organ zehirlenmeleri ve hormonlar üzerindeki çok geniş etkilerinin de bulunduğu bir çok sağlık problemiyle ilişkilendirilmiştir.

    Atık yakma tesisleri birçok bölgede havaya bırakılan dioksinin başlıca kaynağı olarak tanımlanmıştır. Örneğin 1994’te ABD’de EPA, en büyük dioksin emisyon kaynakları olan tıbbi ve evsel atık yakma tesislerinin ABD’deki toplam dioksin emisyonunun %84’ünü oluşturduğunu belirtmiştir. Japonya’da atık yakma tesislerinin toplam dioksin emisyonunun %93’ünü, İsviçre’de %85’ini, Büyük Britanya’da %79’unu oluşturduğu saptanmıştır. Avrupa Dioksin Kayıtları yazarlarının belirttiğine göre ‘’Geçen yıl boyunca evsel atık yakma tesislerinin emisyonlarını azaltmak için harcanan çabaya rağmen bu tip kaynaklar hala PCDD/F (dioksin)’lerin atmosfere salınımının en büyük nedenini oluşturmaktadırlar.

    DİĞER KİRLETİCİLER

    Genel olarak bu maddeler hakkındaki çalışmalar dioksin hakkında yapılanlardan daha azdır ve bunların formasyonları, salınım ve sağlık etkileri üzerine pek fazla şey bilinmemektedir. Bunlardan bazıları olan hexachlorobenzene (HCB) ve PCB’ler Stokholm Konvansiyonu tarafından Kalıcı Organik Kirletici (KOK) olarak tanımlanmıştır. Bunların birçoğunun kanserojen olduğundan şüphelenilmekte ve bir kaçının dioksin benzeri zehirli yapıya sahip olduğu düşünülmektedir.

    KÜL TEHLİKESİ

    Atık yakma tesislerindeki kirlilik kontrol araçlarının yapısı geliştikçe küller daha zararlı hale gelmektedir. Gerçekte havaya karışan dioksinden yüzlerce kat daha fazla dioksin, uçan küllerin içinde yayılabilmektedir. Atık yakma tesislerindeki dioksin emisyonuna getirilen sınırlamalar, uçan küllerin içindeki dioksin miktarını o kadar çok artırmaktadır ki bunlardan kurtulmak için yeni ve pahalı bir boşaltım alanı gerekecektir. Bu da maliyeti daha da artıracaktır.

    Yakma tesislerinde sızıntı toplama sistemleri kurulduğu durumda bu, en zengin ülkelerin dışındaki ülkeler için bu yöntemi imkânsız hale getirecektir. Böyle yüksek maliyetlere rağmen bütün toplama alanlarında sızıntıların meydana gelmesi ve bunların yer altı sularına ulaşması kaçınılmazdır. Modern ve düzgün işleyen bir toplama alanında bile bu süreç geciktirilebilir, ancak engellenemez.

    Yakma tesislerinden kaynaklanan kül problemi, yakma taraftarlarının sürekli saklamaya çalıştığı, inkar edilemez bir gerçeğe dikkati çekmektedir:atık yakma tesisleri küller ve by-pass atıklar için düzenli depolama alanlarına (landfill) ihtiyaç duymaktadır. Atık yakma taraftarlarının taktiklerinden birisi atık yakma tesislerini ilkel bir yöntem olan depolamaya (landfilling) karşılık çağdaş bir yöntem olarak göstermektir. Hiçbir şey gerçekten bu kadar uzak olamaz. Gerçekte atık yakma ürettiği büyük miktardaki artık küller ile düzenli depolama alanlarının (landfill) kullanılmasına sebep olmaktadır. Yakılan her üç ton atığa karşılık bir ton kül meydana getirildiği tespit edilmiştir. Ortaya çıkan küller, yakılacak toplam girdinin yaklaşık %25’ini oluşturmaktadır ve bunların biriktirilmesi gerekmektedir.

    ATIK YAKMANIN ETKİLERİ: SAĞLIK VE ÇEVRE

    Yakma tesislerinin yakınlarında yaşayan halk, kirletilmiş havayı soluyarak, yerel bölgelerden kirlenmiş tarımsal ürünleri tüketerek (sebzeler, yumurta, süt vb.) ve kirli toprağa tensel temas ile potansiyel olarak kimyasallara maruz kalmaktadır. İngiltere, İspanya ve Japonya’da yakma tesislerinin yakınlarında oturan insanların dokularında yüksek düzeyde dioksin bulunmuştur.

    Deneysel veriler yakma tesislerinin zehirli maddeler yaydığını ve sonuçta insanların bunlara maruz kaldığını doğrulamaktadır. Tesislerde çalışanlar ve tesislere yakın çevrede oturanlar üzerinde yapılan çalışmalarda içlerinde kanser, solunum sistemi rahatsızlıkları, nörolojik hasarlar, üreme ile ilgili problemlerin ve doğuştan gelen anormalliklerin de bulunduğu sağlıkla ilgili çok çeşitli etkiler tespit edilmiştir.

    Yakma tesislerinin hava emisyonlarında bulunan kirleticilerin, özellikle yenilen kısmı açıkta bulunan yapraklı sebzeler ve diğer gıda mahsullerinin içinde veya üzerinde biriktiği gösterilmiştir. Yıkama ile yabancı maddelerin bir kısmı temizlenebilmekte, fakat önemli bir miktarın ( %15 - %50) temizlenmesi mümkün olmamaktadır.

    KONTROL VE REGULASYONUN YARARSIZLIĞI

    Görünürde her zaman ticari olarak mümkün olan bir yöntem bulunmasına rağmen, dioksinlerin yakma tesislerinin bacalarındaki kontrolleri henüz başarılabilmiş değildir. Regulasyonlar genellikle nokta kontrollerine (spot-checks) veya sonuçları hemen bilinmeyen yakma testlerine dayanmaktadır. Son zamanlara kadar ABD’de dioksin salınımı için ancak birkaç yakma tesisi ömürlerinde bir kereden fazla test edilmiştir.

    Bu arada faaliyete başlama, kapanma, küçük hasarlar ve filtre by-passları bir yakma tesisinin işlemesi sırasında meydana gelen sıradan olaylardır ve bunlar daha büyük dioksin formasyonuna ve yayılımına neden olmaktadır. Şu bilinen bir gerçektir ki az gelişmiş ülkelerin dioksin kontrolü ile ilgili ya çok az kapasiteleri vardır, ya da hiç yoktur. Bu yüzden yakma yanlılarının gelişmekte olan ülkelere de kirlilik yaratmayan yakma tesisi kuracakları boş bir abartıdan başka bir şey değildir.

    Almanların, Hollandalıların ve Japonların gelişmekte olan kirlilik engelleyici cihazlar konusunda yaptıkları ilerlemeye rağmen yakma tesisleri asla sıfır kirletici (pollution-free) değildir. Gerçekte tüm bu ülkeler toksik kül içeren süper tehlikeli filtreleri çevreye ve insanlara etkisi minimum olacak şekilde yok etmenin yollarını bulmak ve gerçekleştirmek için önemli miktarda para harcamaktadırlar.

    Buna ek olarak herhangi bir ülkedeki ilerleme her zaman diğer ülkelerin de aynı teknolojiye geçeceği anlamına gelmemektedir.

    YAKILAN PARALAR: ATIK YAKMANIN EKONOMİK TUZAKLARI!

    Çok yüksek sermaye maliyetleri bir yana, birçok yakma tesisinin beklenenden yüksek bakım giderleri, patlamalar, yangınlar gibi aşırı maliyetlerle başı derttedir.

    Yakma tesisleri sıhhi bir düzenli depolama alanının yaklaşık 5-10 katına mal olmaktadır. Fakat bunlar yakma süreci sonucu oluşturdukları tehlikeli küllerin ortadan kaldırılması ihtiyacından dolayı depolama alanlarına olan ihtiyacı yok edememişlerdir.

    Yakma tesisi yöneticileri ile yapılan anlaşmalar yerel yetkilileri, her yıl büyük miktarda atık sağlanacağı konusunda uzun vadeli vaatlere mahkûm bırakmaktadır. Eğer şehir meclisleri bunu gerçekleştiremezlerse, halk, açığı ödemek zorunda kalmaktadır. Sözde koy ya da öde (put or pay) sözleşmeleri birçok şehri derin finansal problemlere sokmuştur. Ayrıca bu durum hükümetlerin atık azaltma ve dönüştürme yetilerini azaltmıştır.

    Ek olarak, yapılan yatırıma kıyasla çok az sayıda iş olanağı yaratılmaktadır. İşlerin çoğu tesisin inşası sırasında gereken geçici nitelikte işlerdir. Büyük bir yakma tesisi 100 civarında işçi çalıştırabilir. Diğer taraftan atık ayrıştırma, tekrar kullanma ve onarım, dönüştürme ve gübreleştirme (composting) işleriyle uğraşan yerel girişimler hem atıkların işlenmesi hem de iyileştirilmiş maddelerin ikinci endüstrilerde kullanılmasıyla daha fazla istihdam yaratmaktadır.

    Yakma tesislerini inşa eden büyük mühendislik firmaları nadiren o toplumun bulunduğu yerde konuşlanmaktadır. Böylece yatırılan paranın büyük kısmı toplumu terk etmektedir. Diğer taraftan atık azaltma (reduction), yeniden kullanım ve geri dönüştürmeye yatırılan para, toplumun içinde kalıp yerel iş olanakları yaratmakta ve toplumun diğer gelişim formları için uyarıcı nitelik göstermektedir.

    ATIK YAKMA KAYNAK KULLANIMINI DEĞERLENDİRMEYİ YOK EDER VE TEMİZ ÜRETİM KAVRAMINI ZAYIFLATIR

    Yakma tesisleri ve özellikle kirlilik kontrol cihazlarıyla donanmış olanlar korkunç derecede pahalıdır. Yetkililer bir kez yakma tesislerine yatırım yaptıktan sonra, kendilerini atık azaltmaya yatıracak daha az para ile buluyorlar. Böylece atık yakma, kaynakları, atık azaltma ve dönüştürme gibi hayati çabalardan doğrudan uzaklaştırmaktadır.

    Atık yakma tesisleri yüksek maliyetli işlemlerini desteklemek için devamlı atık üretimine güvenmektedirler. Yakma tesislerinin yüksek maliyetlerinin çıkarılabilmesi yönündeki baskı, devamlı atık üretiminin teşvikine, böylece verimsiz üretim ve imha yollarının yerleşmesine yol açmaktadır.

    Yakma tesislerine yapılan devamlı yatırım daha sürdürülebilir atık minimizasyonu faaliyetlerini, ayrıca toksik kimyasallar kullanmayan ürünlerin ve süreçlerin araştırılmasını ve geliştirilmesini engellemektedir.

    ATIKTAN ENERJİ ÜRETİMİ, ENERJİNİN BOŞA HARCANMASIDIR

    Bugün atık yakma tesisleri birçok başlık altında satılmaktadır. Akışkan yataklı, yeşil enerji, termal ıslah tesisleri, kombine ısı ve enerji sistemleri veya sadece atıktan enerji sistemleri... Tekrar belirtmekte yarar vardır ki; “Bir atık yakma tesisini ‘’kaynak tasarrufu’’ veya ‘’atıktan enerji’’ tesisi şeklinde tanımlamak, halkla iyi ilişkiler sağlamak için yapılmış akıllıca bir söz kamuflajıdır”. Ancak gerçekte bu modern çöp yakma tesisleri çok az enerji üretmektedir ve enerji üretimi bunlara yapılan büyük harcamaları haklı çıkartmamaktadır. Yakma tesisleri gerçekte çok az kaynağı geri kazanmaktadır. Yakılan maddelerin enerjisi bir bütün halinde hesaba dâhil edildiğinde net enerji kaybı bile söz konusudur.

    Geri dönüştürme, atık yakmada sağlanandan daha fazla enerji tasarrufu sağlamaktadır. Dönüştürme, doğal kaynaklara ulaşmada, bunların kullanılması ve işlenmesinde harcanan enerjiyi azaltmaktadır. Dönüştürme ayrıca imalat endüstrilerinin enerji tüketimini de azaltmaktadır.

    ABD’de 1993 ve 1994’te yapılan iki çalışma, şu anki pazarlanabilir, geri dönüştürülebilen maddelerin modern yakma tesislerinde yakılması yerine dönüştürülmesi durumunda 3-5 kat daha fazla enerjinin korunabileceğini göstermiştir. Bunun nedeni; atık yakma sadece çöplerde bulunan ısıya dönüşebilen değerlerin korunmasını sağlamaktadır; çıkartmaya (extraction), işlemeye (processing), fabrikasyona ve atık zinciri (waste stream) içinde bulunan maddelerin ve objelerin oluşması sırasındaki kimyasal sentezlere yatırılan enerjiyi koruyamamaktadır. Tekrar kullanım ve geri dönüşüm bunu gerçekleştirebilmektedir.

    HALKIN GİTTİKÇE ARTAN YEREL VE KÜRESEL KARŞI ÇIKIŞLARI

    Bütün bunlar ve diğer nedenlerden, atık yakma tesisleri dünya çapındaki birçok topluluğun ve çevreci grubun artan muhalefetiyle karşılaşmaktadır. Atık yakımına karşı mücadele şu an küresel düzeydedir. Bu tesisler kuzeyde sıkılaşan çevresel kontrolün arasında hayatta kalmaya çalıştıkça ve az endüstrileşmiş ülkelere pazarlarını genişlettikçe bu mücadele daha da artacaktır. Son zamanlarda, Mayıs 2002’de Stokholm Konvansiyonunun kabulünden önce, atık yakmaya karşı yeni ve dinamik bir küresel koalisyon oluşturulmuş durumda. Bu GAIA (Küresel Atık Yakma Karşıtı-Global Anti-İncinerator Alliance) olarak adlandırılmaktadır. Bu uluslararası koalisyon, şu an 55 ülkeden 265 halk grubundan oluşmaktadır.

    Atık yakmaya karşı mücadele kuzeydeki ve güneydeki birçok ülkede yoğunlaşmaktadır: Arjantin, Avustralya, Bangladeş, Belçika, Brezilya, Kanada, Çek Cum, Mısır, Fransa, Almanya, Hong Kong, Hindistan, İrlanda, İtalya, Japonya, Lübnan, Malezya, Malta, Meksika, Mozambik, Hollanda, Yeni Zelanda, Pakistan, Filipinler, Polonya, Porto Riko, Rusya, Slovenya, Slovakya, Güney Afrika, Güney Kore, İspanya, İsveç, Tayvan, Tayland, Türkiye, İngiltere ve ABD.

    Atık yakmaya karşı büyüyen bu direnç, var olan atık yakma tesislerinin kapatılmasının ve yeni ünite inşaat tekliflerinin durdurulmasını sağlamıştır.

    ABD’de örneğin 1985’ten beri 300’den fazla atık yakma tesisi yenilgiye uğratılmış veya beklemeye alınmıştır. Fransa’da toplum önderliğindeki muhalefet, bazı tesislerin çalıştırılmasını ve inşaatını durdurmuştur. Filipinler’de dünyanın en büyük evsel atık yakma tesisi olacak işletmenin inşaatının durdurulması için yapılan halk protestoları hükümetin beklenmedik bir şekilde bu tesislere yönelik ulusal yasak koymasına yol açmıştır. Benzer şekilde Kanada, Yeni Zelanda, Arjantin...gibi birçok ülkede atık azaltım ve dönüşüm programlarının kabul edilmesinden sonra atık yakmaya yasaklar getirilmiştir.

    Yakma tesisleri için getirilen daha sıkı emisyon standartları, ABD ve Japonya’da geçen yıllarda birçok yakma tesisinin, özellikle klinik atık yakanların kapatılmasına yol açmıştır.

    STOKHOLM KONVANSİYONU

    Kalıcı organik kirleticiler üzerine olan Stokholm Konvansiyonunda, dioksin ve furanların şu an yok edilmesi hedeflenmiştir. Konvansiyon, tüm atık yakma tesislerini,tehlikeli atıklar yakan çimento fırınlarını, önemli dioksin, furan ve poliklorlubifenillerin (PCBs) kaynakları olarak tanımlamakta ve bu yan ürünlerin (KOK) oluşturulmasını engellemek için ikame tekniklerinin kullanılmasını önermektedir. KOK stok yığınlarını yok etmek için anlaşma, atık yakma yerine KOK üretmeyen alternatif yok etme teknolojilerini savunmaktadır. Böylece anlaşmayı imzalayan ülkeler için artık atık yakma savunması imkansız bir seçenek haline gelmiş bulunmaktadır.

    Konvansiyon tarafından toplam KOK yayılım miktarının azaltılması için gösterilen açık hedefler, bunların tamamen ortadan kaldırılması amacı ile birlikte, taraflarca yapılan ulusal uygulamaya yönelik yasal düzenlemeler atık yakma alternatiflerinin gelişimini sağlamalıdır. Konvansiyonun ortadan kaldırma hedefi bu yükümlülüğün ve önceliğin son aşama önlemler yerine ikame tekniklere (dioksin üretmeyen teknikler) verilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Böylece yasal düzenleme azaltma (reduction), tekrar kullanma ve dönüştürme sistemleri gibi alternatif atık yönetimine verilecek önceliği yansıtmalıdır.

    SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

    Şu açıktır ki yakmak, atığa mantıken eksik ve teknolojik olarak geri bir yaklaşımdır. Güvenli değildir, maliyeti verimsizdir ve sürdürülebilir değildir.

    Kirliliği engelleme yolları üzerine yoğunlaşmak, geri dönüştürme ve kompostlama tarafından sağlanan yeni iş olanakları ve maliyet tasarrufu sağlayan fırsatların maksimize edilmesi yerine, atık yakma tesisleri bu fırsatları daha yüksek maliyet, aşırı kirlenme ve çevresel yıkıma tercih etmektedir.

    Tutarlı tek alternatif temiz üretimdir. İmalatçıların toksik maddeler içermeyen, tekrar kullanılabilir, dönüştürülebilir ürünler dizayn etmeleri ve üretmeleri sağlanmalıdır. Bu tür ürünler sıfır atık toplumu ile uygunluk içinde kaynağında ayrılabilir, dönüştürülebilir ve kompost edilebilir. Günün sonunda atık yakmaya ve atığa karşı kampanya sürdürülebilirlik ve sağduyu için bir kampanyadır. Atık yakma tamamen güvenli yapılabilse bile ki, bu mümkün değil, bizim ve gelecek kuşakların bağımlı olduğu kaynakların yok edilmesi hala mantıklı olmayacaktır.

    TIBBİ ATIK YAKMA VE ÇÖZÜMÜN UYGUNSUZLUĞU

    Tipik bir hastanenin tıbbi atıklarının sadece %10’u veya daha azı potansiyel olarak bulaşıcı hastalık taşımaktadır. Bunlar ısı, mikrodalgalar ve diğer yakma dışı dezenfeksiyon teknikleri ile sterilize edilebilir. Geri kalan atıklar enfeksiyon riski taşımamaktadır. Çoğunluğu otellerden, restoranlardan veya ofislerden gelen atıklara benzer kağıt, plastik, yiyecek vb.’dir. Tıbbi atıklar,atık yakma tesislerinde yakılarak temel problem olan enfeksiyon içeren maddelerin dezenfeksiyonu-öyle ki bunlar birçok değişik teknoloji ile halledilebilir- maliyeti ağır ve kontrol edilmesi zor korkunç bir kimyasal kirlilik sorununa dönüşmektedir.

    SONUÇ OLARAK;

    Bilimsel olarak açıklanan bunca tehlikesine rağmen Sayın Gümrükçüoğlu yukarıda tespitlenen bilimsel gerekçelere bir toplantı yapıp cevap vererek, Araklı insanını ikna edebilirse mesele kalmaz!

    Ancak bütün bu bilimsel tehdit ve tehlikelere rağmen, oportünist bir mantıkla, çarçabuk “katı atık tesisi” ifadesinin devamına; katı atıktan enerji üreteceğiz ifadesini ekleyerek halkı ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir icraat asla doğru olmayacaktır!

    Sayın başkan Araklı ya yazık etmeyelim ve söylemlerimizde dürüst olalım!

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim