• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001

    Ankara’nın 'Bilge Gücü'ne Atılan Bombalar

    17.03.2016 13:07
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Öncelikle yapılan bu katliamın siyasi bir “mantığı” yoktur. Onun için bu eylem, son yıllarda bir duraklama, hatta inişe geçen, bu tür eylemlerle de yeniden bir yapılanmaya çalışan ve küresel oligarşizmin merkezi teşkilatı olan “neo-con” çetesinin klasikleşmiş bir vahşeti, ya da değişik bir ifadeyle, bu çetenin kontrol edilebilir bir karmaşa yaratma ve bunun akabinde “güç-iktidar-kontrol=Hegemonya” formülasyonunu hayata geçirme stratejisinin bir parçası olduğunun sonucuna varıyoruz.

    Çünkü siyasi nitelik taşıyacak bir eylem, bir otobüs durağında, halkın en yoğun olduğu bir saatte, özellikle sivil vatandaşları hedef almaz.

    ***

    Savaş etme” yönteminde bir değişikliğe gidilmişse, “terör etme” yönteminde de bir değişikliğe gidilmesi kaçınılmazdır.

    Bu acıdan küresel oligarşizmin terör örgütleri eliyle kontrol edilebilir karmaşa ya da “kaotik ortam” yaratılarak “böl-parçala-yönet” stratejilerin hayata geçirilmesi sağlanmakta, böylelikle de içine düştükleri “iktisadi alan” kaynaklı kriz sarmalını da bölüp parçaladıkları ülkelerin başına çorap örmek suretiyle onların sırtına yüklenmekte.

    ***

    Her seferinde sorulur; bir güvenlik ya da istihbarat zafiyeti var mı? Diye.

    Hayır, böyle bir zafiyet söz konusu değil, söylenenler sadece işi ve yürütülen stratejik hedeflerin haklılığını ve doğruluğunu bilmeyen ya da farkında olmayanların söyledikleri ezberlerden ibarettir. Çünkü Türkiye’nin terör ve karmaşa üreten merkezlere karşı yürütülen mücadelesinde, şu andaki yeri ve konumu, batı ülkeleri dâhil hiçbir üst düzey örgütlerde yoktur.

    Son günlerde onlarca canlı bomba eylemleri gerçekleştirilmeden etkisiz hale getirilmiş, hiç kimse de çıkıp bunu bir istihbarat ve güvenlik başarısı olarak dillendirmemiştir.

    Şüphesiz ki tam ve kusursuz, istihbari ve güvenlik zafiyeti olmayan bir organizasyon yoktur dünyada, kurulamaz da.

    Ancak Türkiye, son yıllarda bu alandaki başarısını, kilit kurum olma özelliğini taşıyan, özellikle MİT ve TSK ile iç güvenlik kurumları üzerinden gerçekleştirdiği gerek idari-yönetsel, gerekse de istihbari ve güvenlik konseptli reformlarla mevcut kurumları “oligarşik” pisliklerden temizlenmesiyle elde etmiştir.

    ***

    Doğu ve Güneydoğu il ve ilçelerinde, özellikle teröristlerin yuvalandığı stratejik merkezlere karşı yürütülen operasyonlarda şehit olan güvenlik güçlerinin yanında öldürülen ya da etkisiz hale getirilen teröristlerin dışında tek bir “sivil vatandaş” kaybı olmamıştır.

    Gerek ayaklanma ya da isyan tarihinde, gerekse de terörizmle mücadele tarihinde bu şekliyle bir sonuç alma başarı örneği yoktur.

    ***

    Şimdi olayın esası olan “püf” noktasına değinmek, yani “etki” ve “tesir” alanı yönüne bir bakmak, işin iç yüzünü ya da arka plan dinamiklerinin aydınlığa kavuşmasında ön ayak olacaktır.

    Türk kamuoyunun pek aşina olmadığı bu kavramlar, milli refleksleri yok etmek, zayıflatmak ya da yanlış yönlendirme amaçlı gerçekleştirilen bu gibi eylemlerin “etki alanı” üzerinde kullanılan ajanlar sayesinde o ülke halkının iç ve dış politikalarını maniple etme daha da kolaylaşır.

    Bu alanda kullanılan ajanlar, yurt dışından ya da yurt içinden seçilen ve oldukça iyi eğitimden geçen “profesyoneller”, medyada, siyasette, üniversitelerde, bürokraside iyi bir konuma sahip kişiler arasından seçilen “satın alınabilir aydınlar-akademisyenler” ve hedef ülkelere yoğun biçimde yönlendirilen kültürel emperyalizmin kesintisiz silahı olan kitle iletişim, eğlence ve eğitim araçlarından (sinema, müzik, moda, internet, televizyon gibi..) olumsuz yönde etkilenen “tüketiciler”dir.

    Parasal ya da siyasal güç için, en güçlü devletlerin himayesi altına girmeye can atanların yanı sıra, ulusal onurundan ve gururundan gönüllü olarak vazgeçebilenler de bu gruba girer.

    ***

    Eylemlerin tam sonuç verebilmesi acısından etki alanında kullanılan ajanlarla elde edilen iç avantajlar, tesir alanı üzerinde kullanılan ajanlarla elde edilen dış besleyici avantajlarla bütünleştirilir.

    Bu ne demektir?

    Ülkenin iç ve dış politika düzlemleri üzerindeki siyasal ve ekonomik kararlarına olumsuz yönüyle etki ve tesir edebilecek, zayıflatabilecek ya da etkisiz hale getirebilecek unsurları, mevcut ajanların “cahil” ve “masum” yönlerinin kullanılması suretiyle “terör eylemleri” devreye sokularak ülkenin siyasal ve ekonomik kararlarına ve bunlara bağlı dış politikasına olumsuz yönde etki edebilecek karmaşa ya da kaotik sürecin tamamlanması demektir.

    ***

    Bu besleyici unsurları bütünleştiren, sevk ve idare eden profesyonel çeteler, etki ve tesir ajanı seçiminde milli ve manevi duyarlılığı zayıf, aidiyet duygusundan uzak, etnik ya da dinsel özürlü, dünyevi çıkarları için her türlü ilişkiye meyilli insanları tercih eder.

    Son eylemin ardından Haber Türk TV Kanalında düzenlenen açıkoturumda CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner’i dinlerken, “cahil” etki ve tesir ajanlarının bu tür eylemleri çağrıştıran dinamikleri nasıl canlandırdığına tanık olduk.

    Sayın Cihaner’in, bölgede sürdürülen operasyonlar için ; “Bunları başarı sayıyorsanız, iki F-16 gönderin, o kasabaları yerle bir etsin!” gibi bir ifade kullanarak etki ve tesir ajanı temsiliyetini, hainliğe varan bir cahillikle nasıl sergilediğine tanık olduk.

    Bu sözler karşısında güvenlik uzmanı Mete Yarar’ın isyanına tanık olduk.

    Bu isyan aynı zamanda Ankara’nın son yıllarda şekillenen ve 21.yüzyılın gidişatına büyük ölçüde yön verecek “Bilge Güçü”nün de isyanıydı.

    Bu “bilge güç”, Türkiye’nin, son G-20 toplantısında, paranın, enerjinin ve maddi kaynaklı zenginliklerin tüm dünyada “adil dağılımı”nı öngören iki ülkeden biri olduğunun verdiği özgüven, tutarlı ve haklı olmanın bir yansımasıydı.

    Bu bilge güç aynı zamanda, sevgili amcam ve hocam olan tarihçi Nuri Yıldız’ın deyimiyle, Mete Han’la başlayan bir devlet olma kültürünün ve bu kültürü koruyan ilk düzenli ordu oluşturma medeniyetinin, “Anadolu Padegojisi”yle bütünleşen dinamiklerin, her ne kadar son üç yüz yılda epey hırpalanmasına rağmen, yeniden filizlenmeye yüz tutan ve tarihsel derinliklerden süzülegelen asil terbiyedir.

    ***

    O kollektif bilinçaltının yeniden filizlenmesine karşı atılan bombalar çıkacaktır şüphesiz, ancak son yüzyılın başında can çekişmeye yüz tutan neo-con çetesinin “konu mankenliği”ni yapan “cahil ajanlar”, bilinçli ya da bilinçaltı, hiç fark etmez, nasıl olur da düşmana karşı doğrultulması gereken silahı “kendine dönük”, kendini yok edercesine kullanır?

    Emekli militer bir paşa da, aynı kanalda; “Türkiye’nin Suriye politikasının çok yanlış olduğu, komşuları ile iyi geçinemediği, Ortadoğu bataklığına girmemesi gerektiği..” gibi laflar etti tüm kamu oyu önünde.

    Bu nasıl cehalet, bu nasıl bir mantık?

    Beynin temel işlem sistemlerinden biri olan ve duyguların, algıların, hatıraların oluşumunda önemli bir rol oynayan “limbik sistemi” bile darmaduman eden bir cehalet.

    ***

    Yahu, patlayan bu bombalar bizi yaptığımız yanlışlardan alıkoymak için mi patlatılıyor?

    Bu kadar mı çok seviyor bizi, bu bombaları patlatanlar?

    Veyahut da bir an öyle olduğu kabul edilse bile, “doğru”yu hatırlatmanın yöntemi bu mudur?

    Bu nasıl bir zihin yapısı, bu nasıl bir akıl, bu nasıl bir siyasi zekâ?

    Tarif et bakalım, edebilirsen.

    Sonra, T.C. kurulduğundan bu tarafa hangi komşu ülkesiyle iyi geçindi, ya da iyi ilişkiler kurdu?

    Suriye veyahut da Ortadoğu neden bir bataklık oluyor? Eğer olduysa bunun müsebbibi Türkiye midir? Eğer değilse bu ne korku, bu ne telaş, bu ne içe dönüklük, bu ne pısırıklık, bu ne teslimiyet, bu ne acziyet?

    Bu nasıl “yan bilinç” yahu?

    Nasıl bir zihinsel lehim bu, çelikleşmiş bir türlü ayrışamıyor.

    Nasıl bir beyin korteksi ki, sanki sigara kâğıdından yapılmış, bir üflemeyle delik deşik oluyor ve nereden gelirse gelsin; “hoş geldi, safa geldi” uyurgezerliğinden bir türlü kurtulamıyor.

    Ördeklerin “öd kesesi” mi takıldı bunların beyinlerine “hipotalamus” yerine?

    Nedir, ne hikmettir bilinmez bir türlü…

    ***

    ABD’nin YPG’yi PKK’dan ayrıştırıp, PKK’yı Rusya’nın kullanım alanına niçin terk ettiğine neden kafa yorulmuyor?

    Kusursuz bir etki ajanı olan Demirtaş’ın kıçı her sıkıştığında apar topar Moskova’yı ziyaret ettiğini neden sorgulamıyor bu sivri zekâlılar?

    2017 yılında merkez bankasının iflas edeceğine kesin gözle bakılan Rusya’nın finans yapısı, büyük ölçüde Türkiye üzerinden küreselleşeceği veyahut ticarileşeceği hesabını kendisi yapıyor da, (nasıl da yaptığı belli oluyor) bizim özgürlük ve demokrasi havarileri akademisyenler, neden bir zahmet buyurmuyorlar da Türkiye’nin “Ortadoğu-Kafkasya ve Balkanlar”ın jeo-politiği ve jeo-ekonomisi ile bu yapının geniş havzaları olan uzak kara, uzak kıta ve uzak deniz bağıntılarını içeren bir “dünya raporu” niteliği taşıyacak bir bildiri hazırlayıp tüm dünya kamuoyu önüne koyamıyor.

    Marifet bundadır ve vatanseverlik bunu gerektirir.

    Yoksa Alman “Der-Spıegel”, İngiliz “Times” veyahut ABD’nin “Washington Post” yayın organlarının propagandalarını bir bildiri haline getirip dağıtmak marifet ve vatanseverlik değildir. Buna tam da “etki ajanlığı” denir.

    ***

    Vatanseverlik, Şah Denizi enerji kaynaklarını Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden TANAP projesiyle AB ülkelerine ulaştırmak ve Türkiye’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığı kementini çıkartan bu jeo-politiği hayata geçirmektir.

    Vatanseverlik, bir zamanlar bir vali ya da bir başçavuş ile idare ettiğin o kutsal topraklardaki petrol ve doğalgaz rezervlerini “Güney Gaz Koridoru” bünyesinde toplayıp Musul ve Kerkük bağlantılı İskenderun Limanından dünya pazarlarına ticarileşmesini sağlamaktır.

    Böylelikle de Mısırda darbe niçin yapıldığı bu günlerde daha iyi anlaşılan, Batı destekli Mısır, İsrail ve Yunanistan ortaklığıyla Mısır açıklarındaki doğalgaz rezervlerini Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden AB ülkelerine ulaştıracak projeyi de Akdeniz’in derin sularına gömmüş olursun.

    ***

    Anlaşıldı mı Rusya’nın, Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Lazkiye Limanı ve burada bulunan askeri üssünde neden bu kadar ısrar ettiği?

    Anlaşıldı mı şimdi, Ankara’nın bu jeo-politiğine neden bombaların atıldığını?

    Anlaşılıyor mu şimdi, Ankara’nın bilge gücünün Mezopotamya Havzasının can damarları olan Diyarbakır ve Gaziantep hattını, yapılan oto yol ve tünellerle Kilis üzerinden Lazkiye Limanına bağlama stratejisini?

    Ve bütün bunların hayata geçmesi durumunda İskenderun Limanının, Almanya’nın Hamburg Limanının kapasitesini büyük ölçüde aşağılara çekeceğini…

    Ama yine de; “Biz bu güçlerle boy ölçüşemeyiz” deniliyorsa; “Yazıklar Olsun!”

    Başka ne demeli..?

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim