• BIST 94.552
  • Altın 193,982
  • Dolar 4,7377
  • Euro 5,4923

    Afrin Harekâtı ve Değişmeyen Devinim; “Savaş ve Barış”

    23.01.2018 12:30
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    screenshot_1-016.png

    İşte internette milyonlarca kez görüntülenen o fotoğrafın acı hikâyesi:

    Fotoğrafa baktığınızda, bu iki hayvanın sıkı birer dost olduğunun sanabilirsiniz; ancak karede büyük bir savaş var. Yavru gelincik, alçaktan uçan ağaçkakanın üzerine zıplayarak onu öldürmeye çalışıyor. Fotoğraf her ne kadar animasyon filminden fırlamışa benzese de hayatın acı gerçeğini ortaya koyuyor.
    Martin Le-May isimli amatör fotoğrafçı, bu kareyi Londra’da eşiyle birlikte parkta gezinirken yakalamış. Le-May, fotoğrafı sosyal medyada paylaştığı andan itibaren milyonlarca kişi tarafından izlenerek bir rekora imza attı.”

    Evet, yukarıdaki fotoğraf ve onunla ilgili yorumda; barışın değil “savaş”ın fotoğrafıdır diye de not düşüldü.

    ***

    Peki, bu durum hep böyle midir?

    Elbette ki hayır, tersi de mümkün.

    Zihninin “merak” pencerelerini devamlı açık tutan çalışkan ve zeki bir öğrencim, sosyal medya hesabında paylaştığı bir videoyu izledim birkaç gün önce.

    Yetim Kalan Yavru Kediyi Sahiplenen ve Kendi Yavrularıyla Birlikte Emziren Koca Yürekli Bade Kedi” başlıklı bir gösterisiydi; acıklı, duygu yüklü, bir o kadar da anlamlı.

    Hiç kuşku yok ki, bu da “barış”ın fotoğrafıydı. Ve bir yönüyle yazıma da ilham kaynağı oldu.

    Her iki fotoğrafı da yazı başlığımın alt kısmına yan yana koymayı çok isterdim, lakin diğeri video olduğu için mümkün olmadı veyahut da mümkün müdür, bilemiyorum.

    ***

    Peki, nedir bu simetrik iki kavramın işleyiş dinamikleri?

    Ya da nedir, canlı hayat var olduğu sürece, devam edecek devinim; "Savaş ve Barış"ın anatomisi?

    Becerim ölçüsünde açıklamaya çalıştığım çoğu analizlerimin çıkış noktasıdır;

    Her canlı organizma, çevresinden ne kadar "negatif enerji" biriktirebilme yeteneği oranında yaşamını sürdürür. Bu demektir ki her canlı varlık yaşamını, çevresinden sürekli ek bir enerji emerek ya da tüketerek sürdürür. Çok önemsediğim ve birçok makaleme de konu olan bu devinime “negatif entropi” diyor fizik bilimi.

    Ve termodinamiğin yasalarıyla izah edilmeye çalışılan Entropi, Bir sistemdeki düzensizliktir. Yani var olan sistemdeki düzensizliğin ölçüsüdür ve her zaman 1(bir)’den küçüktür, yani negatiftir.

    En basit haliyle entropiyi anlamak için bulunduğumuz “düzenli” bir formdan, “düzensiz” bir forma-ki biz buna yaşlanma diyoruz-girmemek için sahil kenarında ya da park alanlarında belli bir mesafelik koşu yaptığımızda, bu koşunun sonunda yorulup koşamayacak hale geldiğimizi düşünün. İşte koşarken harcanmış ve “ek bir enerji” almadan bir daha kazanılamayacak olan bu enerjiye “entropi” diyoruz.

    ***

    İşte insanlar da dâhil tüm canlı varlıklar, yaşamlarını sürdürebilmeleri için evrende var olan enerjiden tüketerek “genel entropi” sürecine aykırı hareket edebilir ve toplam enerjide bir eksilme söz konusu olacağından bunu negatife çevirebilir. Daha doğrusu insan, genel entropi akışını negatife çevirme “içgüdüsüne” sahiptir ve bu içgüdüyü tatmin etmek içinse, sürekli ek bir enerjiye ihtiyacı vardır.

    ***

    O zaman “varoluş” ya da “yaşam” mücadelesi, her organizmanın çevresinden elde edilebilir “ek enerji” kapmak için ne kadar iyi donatıldığına dayanmaktadır. 
    Ve hayat; doğal ayıklanmanın sistem boyunca akan enerji akışımını "maksimize" edebilen organizmalara şans tanır.

    Daha da anlaşıla bilirliği acısından bir örnek; 
    Bir insanı bir yıl beslemek için örneğin 300 alabalık gerekir. Alabalık ise 1000 ton ot tüketerek yaşayan 27 milyon çekirge tüketen 90 bin kurbağa yer.

    ***

    Öyleyse her canlının kendi düzenini korumak için, tüm çevrede daha büyük bir düzensizlik-veya enerji israfı-pahasına sürdürebildiğinden şüphe var mıdır?

    İşte, tüm canlı organizmalarda ya da sistemlerde enerji, sisteme yüksek bir seviyede girip sistemi daha da bozulmuş bir halde bırakarak akar.

    ***

    O zaman kapalı bir sistem olan ve kendi dışındaki sistemlerle madde ve enerji alışverişi olmayan evren, ya da daha kapsamlı bir ifadeyle kâinat, negatif eğilimlidir ve sürekli olarak düzensizliğe doğru sürüklenmektedir. Ancak insanlar ve üretimleri olan makineler, açık sistemlerdir ve geçici de olsa tersi durumda hareket edebilir, genel entropi akışındaki negatifliği ya da bundan dolayı oluşan düzensizliği durdurmak için caba sarf edebilirler. 

    ***

    Tekrar fotoğrafa ve yorumuna dönecek olursak, yavru gelincik “varoluşu” ya da “yaşamı” için gerekli “ek enerji” ihtiyacını karşılamak üzere, ağaçkakanın sırtına atlayıp havadayken ona saldırmaya başlıyor. Yavru gelincik için ağaçkakan eksilecek olan enerji kaynağı, yani “negatif entropi” örneğidir.

    Buna karşın ağaçkakan oldukça acı çekerken “savunma içgüdüsü” harekete geçiyor ve yere hızlı bir iniş yapıyor. O anda avcılık konusunda hayli tecrübesiz olan gelinciğin boşluğundan da bir anda yararlanıp kaçmayı ve hayatta kalmayı başarıyor. Yani gelincik için ek bir enerji kaynağı-negatif entropi-olmaktan kurtuluyor.

    ***

    Ve hayat”; “ayakta kalma” ya da “yaşam” için daha donanımlı olan ağaçkakana şans tanıyor.

    Yavru gelinciğe ise, kendi üstünlüğünü kanıtlayabilecek başka “ek enerji” kaynaklarına yönelmesini öneriyor.

    İkinci örnekte ise, bir gözü kör olmasına rağmen koca bir kalbe sahip olan ana kedi, her nedenle yetim kalmış yavru kediyi himayesine alarak kendisini yok edebilecek “entropi”yi, “ek bir enerji”yle “negatif entropi”ye çeviriyor. Daha açık bir tanımla yavru kediyi emzirerek ek bir enerji sağlıyor ve “var olması” ya da “yaşamı” için kendisine bir şans tanıyor. Çünkü ana kedi, o an, yavru kediden daha donanımlı ve güçlüdür.

    ***  

    Konuya girmek için yazıyı uzatmış olabilirim, ancak varmak istediğim sonuç şudur:

    Nasıl ki “kötülüğün” içinden “iyilik” çıkartılıp alınıyorsa, benzer şekilde “savaş”ın içinden de “barış” çıkartılıp alınır. O zaman “barış” yanlısı yapılar, “savaş” yanlısı yapılardan daha “güçlü” olmalı ki barış tesis edilebilsin.

    ***

    Batı emperyalizmi, özellikle de ABD, “ek enerji” ihtiyacını elde etmek için Orta doğu, Asya-Pasifik ve Afrika kıtalarına uzanıyor, ancak bunu gereğinden fazla ek enerji elde etmek için “vahşice” yapıyor ve o bölgelerde işbirlikçi diktatörleri ayakta tutarak “iç sömürü oligarşileri” kuruyor. Devamını sağlamak için de savaşıyor, saldırıyor ve işgal ediyor.

    Bu durum, doğal olarak o bölgelerde hızla tüketilen “ek enerji-negatif entropi sonucunda, “genel entropi” akışının daha da hızlanmasına, yoksulluğun, açlığın ve buna bağlı karmaşanın oluşmasına yol açıyor. 

    ***

    Türkiye ise, küresel oligarşizmin işgali sonucu, ülkelerinden yetim kalan ve sayıları 5 milyonu bulan mülteciyi kendi çocuklarından ayırmıyor ve emziriyor. Yani onlara kendi ekmeğinden “ek bir enerji” ayırarak “negatif entropi” sağlıyor ve “yaşam” hakları için “ayakta kalma” dinamizmlerini diri tutmaya çalışıyor. 

    Ancak Türkiye’nin de “ek enerji” sorunu var ve bütçe açığının, değişik bir tanımla ödemeler dengesi ya da cari açığının %90’ı enerjiden-petrol ve doğalgazdan- kaynaklanıyor ve bunu bir yolla kapatması gerekiyor; üstelik gereğinden fazla ek enerji elde etmek için saldırarak, sömürerek, işgal ederek de değil.

    Ancak bunu savaşarak yapmak zorunda ve en azından kendi güvenlik bölgesindeki ek enerji kaynaklarını kendi kontrolü altında tutarak yapmalı; Tıpkı ağaçkakan gibi.

    ***

    Geciken operasyonlardı; Fırat Kalkanı, ardından İdlib ve şimdi de Afrin.

    Bu gecikme, Turgut Özal döneminde ABD önderliğinde batı bloku ülkelerin Irak’ı işgaliyle başladı. Türkiye o anda Kuzey Irak’a girmeliydi ordusuyla, ancak gel gör ki, ne TSK bütünüyle milliydi, ne istihbarı sistem çalışıyordu ülke adına, ne de iç politik dengeler bir “bütün”ü oluşturuyordu.

    Her şey namüsaitti anlaşılan.

    Ve ardından 2003 yılı teskeresi TBMM’den olur almadı ve ikinci bir fırsat daha değerlendirilemedi.

    ***

    Barış” ancak, enerji kaynaklarını vahşice, insan haklarına, yaşam ve ayakta kalma içgüdüsüne saldırarak, işgal ederek ve bu uğurda kıyım ve katliamlara başvuran güçlere karşı savaşarak elde edilir.

    Ve bu demektir ki, evrende yaşam için var olan ve “negatif entropi” diye adlandırılan ek enerji gereksinimini, “genel entropi” akışımının dengesini bozmadan, elden geldiğince “adilane” bir şekilde dağılımı sağlanmalı ve bunun için mücadele etmeli.

    ***

    Ancak, sürekli olarak kendini savunma durumunda bulunmaktan daha kötü bir kader yoktur, çünkü bu durum her an korku içinde olduğunuzu gösterir.

    Zaten bizim temel sorunumuz, gerçekleşmesi mümkün olmayan, “sadece barış içinde bir dünyanın hüküm sürmesi” şeklinde eğitilmemiz ve gerçek dünyada karşı karşıya kaldığımız “savaş” için hazırlıksız olmamızdı.

    O zaman bırakın barış isteyenleri, savaşmak için hazırlansın. Düşmanları onlara amaç ve yön duygusu verecektir.”

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim