• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019

    Adalet, Devlet ve “OTORİTE”

    01.12.2015 12:09
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Anne babayla çocuk arasındaki gibi kişisel, işverenle işçi ya da devletle vatandaş arasındaki gibi toplumsal ilişkilerde “otorite”yi tanımadan reddetmenin hepimizi ne tür çıkmazlara sürüklediğini uzun yıllar hep birlikte yaşadık ve gördük.

    Hiçbir otorite ilişkisi içermeyen bir dünya kurmaya çalışmanın, insanın toplumsal bir varlık olması yüzünden kesinlikle mümkün ve anlamlı bir caba olmadığını söylerken, asıl önemli olanın otoriteyi bir tahakküm aracı olmaktan çıkarıp, diğer insanlara kayıtsızlık içermeyecek bir biçimde dönüştürmek

    olduğunu ve bunu da ancak otoriteye maruz kalanların yapabileceğini vurgulamak gerekir.

    ***

    O dönemi yaşayanlar bilir, Kenan Evren’in; “Kaybolan devlet otoritesinin yeniden tesisi için yönetime el koymak zorunda kaldık” şeklindeki darbe gerekçesini hatırlayın.

    İşte bu tür bir örnek, otoriteyi bir tahakküm aracı olarak kullanmak ya da -zayıflamışsa- yeniden tesis etmek anlamını taşır. Ve bu durumu kalıcı bir sistematiğe oturtmak için, yapılan müdahaleyi “referandum” şeklinde halkın oyuna sunma sonucunda halk kitlelerinden alınan %92 civarında bir kabulle “ana yasa”llaştırılması sağlandı.

    Bu da demektir ki; otoritenin “kayıtsızlık” ya da “efendi-köle” ilişkileri içermeyecek bir biçime dönüştürülememesidir.

    ***

    Öte yandan yakın bir tarihte başbakanken Sayın Erdoğan’ın kendi iktidarı döneminde gerçekleşmemesine rağmen, Dersim Katliamı için kendi halkı ve dünya kamuoyu önünde devlet adına özür dilemesi, “özgürlük” ve “güvenlik” kavramlarını sentezleştiren bir otorite anlayışının temellerini atma hamlesi olarak kabul gördü.

    Bu hamle aynı zamanda, kayıtsızlık ya da efendi-köle ilişkili otoriter zihniyete indirilen ilk ve en etkili darbeydi. Ve bu darbe, bizleri ayartan ve kayıtsız kılan baskıcı otoritelere duyulan korkulara rağmen halkın %50’sinin onayını aldı.

    ***

    Bu anlamda otorite ve güç sahibi olmak demek, bu güçle diğer insanları disipline sokarak yönlendirmek ve daha yüksek bir standarda göre hareket etmelerini ve üretimde bulunmalarını sağlamak demektir.

    Tıpkı başarılı bir orkestra şefi gibi…

    Seyirciler, kendilerine arkası dönük şefin baton-elindeki çubuk- hareketlerinin pek azını görür, ancak orkestra bu hareketleri tam olarak izler. Bir eserin veyahut parçanın girişini şef, çoğu zaman bakışlarıyla işaret eder, bazen de kaşlarını kaldırarak ya da batonunu bir parmak yükselterek.

    Başarılı bir şef, kendisine bütünüyle hâkim ve çok rahattır; bu güvenli görünüm, aynı zamanda otoritesinin temel taşıdır. Kuşkusuz bu yeteneği ve donanımıyla yarattığı güven duygusu, kendisine, orkestra üyeleri üzerinde etkili bir disiplin uygulama olanağı verir.

    ***

    Bazı şefler ise tutum, davranış ve kendilerine has yönetim tarzları gereği daha sert ve dıştan bakıldığında adeta diktatöryal bir hava estirerek disiplini sağlar, çığlıklar atar, ayaklarıyla sert biçimde yere vurur, hatta batonunu orkestra üyelerine fırlatır. Her an için hakikatin tek sahibi olduğundan, diğer insanların hatalarına asla dayanmaz. Gazabına uğramamak için de dediği yapılır.

    ***

    Bir diğer şef ise farklı yaptırımlarla disiplini sağlar.

    Örneğin; “Kemancılar, bu kadar yüksek sesle çalmak istediğinizden emin misiniz?” ya da;

    “Obua, biraz daha yumuşak olursa çok güzel bir pasaj olur” tarzlı bir yönetim sergiler.

    Ne baskı, ne tehdit var; daha iyi çalınmasına katkıda bulunmak ister yalnızca. Daha iyi, yani, kendi istediği biçimde çalınması anlamında; çünkü bilen kendisidir.

    Ve kendisine, en rahat biçimde yargıda bulunma olanağı veren bir kavrayışa ulaşmış bir kişi olarak.

    Bu da otoritenin temel öğesidir.

    Nihayetinde her iki şef de gerçek manada otoriteyi sağlar.

    Gerçek manada otorite ise bünyesinde, güven, üstün bir yargılama gücü, disiplin uygulama yeteneği ve korku uyandırma kapasitesi taşır; bütün bunlar gerçek manada bir otoritede bulunması gereken niteliklerdir.

    ***

    Kötü ya da beceriksiz bir müzisyenin bir orkestra üzerindeki otoritesini uzun süre korumayı başardığı görülmemiştir. Müzik bilgisinden kaynaklanan güçlü olma halini, orkestra üzerinde otoriteye dönüştüremeyen dahi müzisyenler de olabilmiştir kuşkusuz. Yaşlılık ya da benzer negatif bir süreç engel olmuştur buna, ancak siyaset, iş ya da aile yaşamı söz konusu olduğunda, güç ile otorite arasındaki ilişki gibi gücün tanımları da çok daha karmaşıklaşmaktadır. Ve bu alanlarda gerçek manada otoriteyi sağlamadan bir dahi olmak ya da olsa bile sürekliliğini sağlamak oldukça güçleşir, hatta imkânsızlaşır.

    O yüzden özgürlük ve güvenlik ayaklı otorite, insan yaşamı için temel bir gereksinimdir.

    ***

    Şimdi ise esas sorun, öteden beri Erdoğan’ın üslubu gerekçe gösterilmek suretiyle tutum ve davranışlarından şikâyetçi olma lüksüne sahip bir zihinsel anlayışın, kendisini devirme, bu da sağlanamazsa etkisizleştirme sonucu ülkeyi hangi çıkmazlara ya da kaotizme sürükleyeceğinin bilinip bilinmemesi veyahut fark edilip edilmemesidir.

    Bir türlü kırılmayan, yıkılmayan, bayatlamış ve betonlaşmış bu sapkın “yan bilinç” donmuşluğuna yine de nezaketen verilecek en anlaşılabilir mesaj şu olmalı kanımca:

    Adalet istiyorsunuz; adaletin ne olduğunu, nasıl tecelli edeceğini biliyor musunuz?

    Adalet; yalnızca rasyonel bir akılla, kurumlarla, devletle sağlanabilecek soyut bir düşünce modeli ya da toplum sistemi değildir. Adalet, bireylerin duyguları ve yaşantılarıyla edindikleri adalet duygusunun da artık devreye girmesiyle sağlanabilmektedir.

    Bu yönüyle hiç merak ettiniz mi yaşamı ve hayatı anlamlaştıran adalet duygusunu?

    ***

    Biliyor muydunuz, adaleti insan kaynaklı kötülüklere engel olmak anlamında ve insana rağmen var olan bir kavram olarak savunmanın hiçbir mantıksal temelinin olmadığını?

    Günümüzde adaleti, devletin, siyasi yapıların uhdesine veren düşünüş tarzının inkârcılığını, bunun tarihe yaptığı haksızlığı, insanı tanımaktan uzak oluşunu “öz bilinç” düzeyinde dikkatlerden uzak tutmamak gerektiğini hiç düşündünüz mü?

    Adaletin duygularımızda temellenebileceğini söylerken, esas olarak içimize seslenmek anlamını taşıdığını ifade etsek, acaba bir zerre miktarında bir kıpırdanma yaşanır mı iç dünyanızda, öz bilince dönüş yönünde?

    Adaleti sağlayan son sığınağın insandaki duygular olduğunu savunurken de, duyguyu aklın karşısına koyanlara da itirazınız hazır olur mu acaba?

    Kısacası adaletin zat’ı alinizce, bir kurtuluş vaadi değil, en sıradan haliyle “insani” bir şekilde yaşamak olduğunu ve tarih boyunca bu insaniliğin izinin sürülebileceği bir alan şekliyle görülmüyor ki, bu sorulara menfi cevaplar verilebilsin.

    ***

    New York’un sembolü olan, aslında güvenlik ve adaletin timsali “Özgürlük Anıtı”nın, ilk önce başörtülü Mısırlı çiftçi bir kadın heykeli olarak tasarlandığını ve Süveyş Kanalının Akdeniz’e bakan ucuna yerleştirileceğini, ancak “batı kolonyalizmi” tarafından çalınarak sömürü oligarşizmin merkezi haline getirilen bir kentin gökdelenleri karşısına dikildiğini “one minute” çıkışlarıyla tüm dünyaya hatırlatan ve İslam coğrafyasının makus talihini tekrarından orijin raylarına oturtmak isteyen Erdoğan’ın, son günlerde bölgesinde ve sınırında yaşanan süper saldırıların belirli bir eşik ya da sınır geçildiğinde veyahut ihlal edildiğinde bu çıkışını tekrarlaması, ne yazık ki ülke içi “evrenvari-faşist” otorite hayranlarını üzdü.

    Ve; “On üç saniye ihlalden ne çıkar!” şeklindeki üfürüklerle yan bilinçleri tatmin eden savunma mekanizmaları geliştiriliyor.

    ***

    Anlaşılan o ki, Rus oligarkları ekselansları Putin’i, kutup ayısını oynatır gibi oynatıyor; tıpkı batı oligarşizmin Obama’yı oynattığı gibi.

    Neden mi?

    Söyleyeyim: Sadece kar marjlı menfi dünyalarının adaletini ve o adaletin kayıtsızlık içeren kul-efendi ilişkili otoriteyi sağlamaya çalışıyorlar da ondan.

    Sıra Erdoğan’a gelince yemiyor.

    Neden mi?

    Yukarıda cevabı verilmiştir, ancak bir kez daha tekrar edelim: Otoriteyi bir tahakküm aracı olmaktan çıkarıp, insani ve adil bir platforma çekmek suretiyle ve bunun sonucunda diğer insanlara efendi-köle ilişkili bir kayıtsızlık ya da teslimiyet içemeyecek şekilde, gerçek manada bir adalete dönüştürmek isteyen bir lider olduğu için.

    ***

    Takmayın siz onun batonu fırlattığına, çığlıklar atmasına, ayaklarıyla sert bir biçimde yere vurmasına…

    İsyanına bağışlayın.

    Ve bir insanın ne söylediğine, hatta nasıl söylediğine değil, “ne yaptığına” bakın lütfen!

    Ama ne yazık ki bakmak yetmiyor, görmeniz gerekiyor. Çünkü ön bilgileriniz, ön yargılarınız görmenizi engelliyor.

    Olaylara hangi bilgi ağının kuşatması altından bakıyorsunuz?

    İşte bu kuşatılmışlık görmek istenilene referans veriyor.

    Elbette ki bu durum, gerçek anlamda görmek değil, başkasının gör dediğini görmeye çalışmaktır.

    Sonuç ise hiç kuşkusuz; “zihinsel şaşılık” olacaktır.  

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim