• BIST 109.050
  • Altın 153,540
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051

    Açlık, tokluk ve “Kusturan İktisat”

    07.08.2017 10:39
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Ahlak konusu, başlangıçta ahlak felsefesinin bir kolu olan iktisattan nasıl tamamen koptu?

    Modern iktisat kuramcılarından sayılan Adam Smith; “Ulusların Zenginliği-1776” adlı yapıtında, “iktisadi sistemde bir uyum ve düzen olduğunu” ileri sürerek buna “Görülmeyen El İlkesi” adını vermişti.

    Bu ilkeye göre, “her birey kendi çıkarının peşinde koştuğu zaman”, “görülmeyen el” aracılığıyla herkesin çıkarı sağlanmış olacaktı.

    Ve öylede oldu; İşgal edilen yurtlarını terk etmek zorunda kalan, medeni ve tok dünyaya ulaşma ümidiyle Akdeniz sularına açılan Ortadoğu ülkelerine ait vatandaşların cesetleri kıyıya vurduğunda, örneğin; Kumsaldan alınıp Türk askerinin kucağında ambülansa taşınan üç yaşındaki Aylin bebeğin de çıkarı sağlanmış oldu.

    ***

    Mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını tatmin etme yeteneğine “FAYDA” dendi modern iktisatta.

    Güzel de, iktisat bilimi herhangi bir malın, ahlaki ve hukuki çerçevenin dışında olmasına rağmen, insanın belli bir ihtiyacını karşılıyor olmasını, o malın faydalı olduğu şeklinde nasıl yorumlar?

    Bırakın Sigarayı, insanoğlunun ayakta kalabilmesini sağlayan “beyin-beyincik-omurilik” diyalektiğini işleten ve besleyen gıdalar yerine, sindirim sistemi ve bu sistematiğe bağlı fonksiyonları bozan, hatta mide ve barsak kökenli enzimleri yakıp yok eden alkol türevi içkileri, hatta her türlü uyuşturucuları bile Modern İktisat, herkesin çıkarı acısından “fayda” kategorisine koyar.

    Öylede oldu; Angola’da, Mozambik’te, Somali’de ve daha nice Afrika ve Asya ülkelerinde, şimdi de Ortadoğu’da, annelerinin kucağında bir deri bir kemik kalan ve karasineklerin hücumuna uğrayan o kara yavrular, yarım bardak su bulup içemezken, Wollstreet’te, havada uçuşan milyar dolarların serinliğinde uyuşturucu ve seks partileri düzenleyenlerin de çıkarı sağlanmış oldu.

    ***

    Dürüstlük ve Doğruluk Ruhu”nun büyüme, kalkınma ve gelişme için yeterli koşulu sağlayacağı beklentisi oldukça iyimser bir düzeydeydi başlangıçta. Ancak “modern!” yakıştırmasıyla kuramsallaşan iktisat biliminin gelişimi farklı bir acıdan tecelli etti: Tersten.

    İktisat teorisi, baskın olarak Marx’ın iktisat temelli toplum bakışını kabul etmiş görünüyor.

    Kendisi “Dürüstlük Ruhu”nu getirenin/getirecek olanın yine “ekonomi” olacağına inanıyordu.

    Bu bakış açısı, iktisatçıların dikkatlerini insan davranışlarının sebebi olarak ahlaktan, toplumun gerçekten temeli olan ekonominin, bireylerin tüm hareket ve davranışlarının kaynağı olduğu kavramına kaydırmalarının makul bir açıklaması ancak şu cümleyle açıklanabilir; “Ekonomi, her şeyi tek bir faktör ile açıklamaya çalışıyor: Ekonomi ile.”

    ***

    İktasat biliminin yeniden köklerine, ahlaka dönmesi gerektiğini öne süren pek çok akım öne sürüldü, sürülmedi değil. Lord Keynes bile; “İktisadın başlarda algılandığı gibi bir ‘ahlak bilimi’ olarak özüne dönmesi gerekir” diye savunusu da var.

    Caldwell daha da ileri gider; “Şahsi menfaat peşinde koşma, denebilir ki, çok dar tanımlanırsa yararsızdır; çok geniş tanımlanırsa boştur. Çünkü bu durumda tüm davranışlar ‘maximizasyon’ tuzağına düşer ve bir davranış haline gelir.”

    ***

    Buradan ana paradoksa geliyoruz: İktisatçıların gururu, tüm olasılıkları kapsayan ve dolayısıyla her şeyi açıklayan “Homo Economicus” modeli, aslında en büyük utancımız olmalıdır. Bir terim veya ilkeyle anlamını bilmediğimiz her şeyi açıklayabiliyorsak, gerçekte ne açıkladığımızı sormamız, ya da sorulduğu vakit cevaplamamız gerekir.

    Yeni nesle, yani öğrencilerimize bu gerçeği nasıl açıklayabiliriz?

    İktisat derslerinde öğrencilerime; “Homo economicus-iktisadi insan” kavramı, bilim dünyasının en büyük utancıdır” şeklinde bir yorum getirsem, devamını nasıl açıklarım?

    Çünkü mevcut müfredat, Adam Smith’ten Marx’a, Keynes’ten Ricardo’ya, Hayek’ten Marx’a ve aynı kulvarda adlarını sayamayacağımız modern iktisat bilimcilerinin ipoteği altında.

    ***

    Ya da; “Her özellik uçlara taşındığında, zararlı olabilir; iyi olanlar da dâhil.

    Baş döndürücü bir aşk, boğucu bir kıskançlığa dönüşebilir. Kişinin kendine gösterdiği itina, dayanılmaz bir bencillik haline dönüşebilir. Kişi kendisi ve çıkarı dışındaki her şeyi “gayrimeşru” görebilir” türden önermeler sunsak; “Efendim, nedir bu orta yol ya da altın kural?” diye bir soru gelmez mi haklı olarak?

    “O Altın orta yol ‘AHLAK’tır, piyasada kendiliğinden oluşan o ‘görünmeyen el’ değil!” diye cevap versek ve kendi diyalektiğinde işleyen zihinsel kodların çarklarını tersine çevirmeyi denesek, o mahut ipoteği kaldırabilir miyiz acaba? Ve yahut dönen çarkın dişlileri mi kırarız?

    ***

    Evet, içinde bulunduğumuz dönem hiç şüphe yok ki tarihe “Borç Çağı” olarak geçecek. Geride bıraktığımız yüzyıl ülkelerin borçları sadece ihtiyaçtan değil, fazlalıktan, aşırılıktan da arttı. Çoğu toplumlar açlık çekmiyor, ama çözülmesi gereken başka bir sorun var: Zaten tok olan birine masada nasıl yer ayrılabilir?

    Slovaklara ait bir söz var: “Göze kalsa yemek ister, ama mide dolu.”

    Eski Roma’da, zenginlik ve lezzet midenin kapasitesini aştığında, gözün açlığıyla midenin aşırı tokluğu arasındaki çelişki, meşhur “vomitorium-kusturan ilaç”larla giderilirdi. Bu yöntem ise hiç şüphesiz ki günümüzde pek estetik bulunmuyor. Aklımızca başka yöntemler geliştirdik.

    Modern iktisadın sorunu, “nasıl yiyebiliriz?” ve “aynı zamanda nasıl yemeyiz?” derdidir. Oysaki günümüzde dünyanın 1/3’ü açtır.

    ***

    Din kisvesi altında Mescid-i Aksa’ya yapılan operasyonların dinamiğinde batı kolonyalizmin kuramı haline gelen ve doğu kaynaklarını yutan “kusturan iktisat”ın iz düşümleri yok mudur?

    Hristiyan âleminin peygamberi Hz. İsa bakın ne diyor:

    Ne yiyip ne içeceğiz diye canınız için, ne giyeceğiz diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi?

    ***

    O meşhur “arz-talep Kanunu”na gelince; Bu gün daha çok malı olanın daha özgür olduğuna inanıyoruz. Oysa tam tersi; Ne kadar az şeye ihtiyaç duyarsanız, o kadar özgürsünüz. Bedensel isteklerden-taleplerden-kurtulmanın özgürleşme olduğuna dair inancın kaynağı budur. İhtiyaçlarını asgari seviyeye indirip, artık ihtiyaç duymadığı her şeyi atan Diyojen, son attığı nesne ise su meşrebesiydi; çünkü eli bu iş için yeterliydi.

    Zordur ancak mülkiyet talebini düşürmek gerek, böylece arz tarafını, yani çalışmayı ya da üretimi azaltma imkânını yaratmalı. Azla yetinen, azla tatmin olur. İhtiyacı az olanın çok zahmet çekmesine gerek kalmaz. Eğer arz ve talep örtüşmüyorsa-herhalde insan ruhunun standart durumu budur-mutluluğa giden yol talebi düşürmektir, arzı-ya da üretimi-artırmak değil.

    ***

    Hafta sonu köyüme gittim; anacığımı ziyarete ve bu yazıyı kutlu kayanın üstünde yazdım. Çocukluğumun geçtiği o kutsal zaman ve mekânlarda.

    Şarjım bittiğinde sis de bastırmıştı zaten.

    Eve döndüm ve yazıyı bitirdim; anacığımın benim için hazırladığı lahana çorbasıyla peynirli, tereyağlı “Tiroclosti” dediğimiz kuymak yemeğini afiyetle yedikten sonra.

    Şükür ki ömrümüzde “kusturan ilaç” hiç almadık.

    ***

    Çünkü inancımız odur ki; Canlılar üst âleminde, çekirdek öncesi ışık evrende, kâinatın fevkinde, ileri medeniyetini kuran ve kurduğu sistem yasalarını en küçük mikro boyuttaki birimlerden, en büyük makro boyuttaki birimlere kadar hepsi için “standart” uygulayan, yüksek ileri teknoloji sahibi, ruhsal evrim sistemi yasalarını hiyerarşik bir emir komuta yapılanması içinde işleten, mutlak değişmez, ezeli ve ebedi varlık sahibinin o “görülmeyen el”e teslim olmuşuzdur.

    ***

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim